ÖZET

Adnan Atabek çok önemli bir Türk dilbilim uzmanı. 2002 yılından bu yana Türkçenin temel kuralları, Türkçe köklerin başka dillere geçiş kuralları ve Güneş Dil Kuramı üstünde çalışıyor. Ona göre Türkçe kökler başka dillerde çok yaygın ve apaçık biçimde halen kullanılıyor. Ancak bir o kadar da açık olmayan geçişler var. Ortaklığı göstermek için yalnızca ortak sözcüklerin ses ve anlam benzerliklerini göstermek yetmiyor. Üstelik bu sıklıkla hatalara yol açıyor. Kavramları bütünsel olarak pek çok dil açısından karşılaştırmalı olarak ele almak gerekiyor. Tarihsel ve kültürel süreci açısından ele almak gerekiyor. Ona göre gerçek etimoloji tek tek sözcüklerin karşılaştırması ve benzerlik yakalamak yoluyla değil kendi deyimiyle “alan araştırması” yoluyla ilerlemeli. Batı dilbilimi baskın eğilim olarak asla bunu yapmıyor. Kavram ortaklıklarının yasalarını bulmak, ortaya koymak ve örneklemek gerekiyor. Ancak o zaman herhangi bir dil tezinin doğruluğu kesin kanıtlanır. Atabek bu düşünceyle araştırıyor ve bugüne dek pek çok geçiş yasası bulmuş (1). Bu kurallar Türkçenin farklı “ailelerden” başka dillere kök verdiğini ve bir kurucu dil olduğunu kanıtlıyor. Bu makalede işte o yasaları anlatacak ve bolca örnekleyeceğim.

 

GİRİŞ

 

Ayıp görülüp sözde “bilinçaltımıza” saklanmak istenen ancak inadına en açık biçimde hayatımızın her dakikasına giren nesneler, kavramlar vardır. Batı dillerindeki Türkçe kökler binlercesiyle işte böyledir. “S.. gibi ortadadırlar”. Hem çok bariz, hem yapayalnız, sahipsiz. Bu arada: fallus > bıl, bel, bılık (Türkçe).

 

Pozitif bilimler meleğe verdiği her bir kepçeye karşın üç kepçe şeytanın tabağına dolduran hayırsız birer aşçı gibidirler. Sosyal bilimlerde şeytanın payı daha da artar. Dilbilim ve tarih sanki tümüyle dilden ve tarihten Türk izini silmek için çalışır. Halbuki Türk ve Türkçe insanlığın her yerindedir. Bunu yemeye çalışmak tam bir “Ouroboros” tavrıdır. Kendi kendini yiyen yılan. Otofaji insanın kaderidir. İspanyollar Kızılderililere soykırım uyguladı. Her iki taraf da aslen Türkçe konuşuyordu. Türkçe konuşan Keltler de kuzeyde aynı şeyi yaptı. Yunan mitolojisinde neden bu kadar çok baba öldürme, anayı kapatma figürü var. Aynı temeldeki Batı siyasetinin, sosyal biliminin gerçek hayatta yaptığı tam da budur: Köklerini yok edip unutturma. Gerçeklikten her alanda korkma.

 

Dünya dilbilimi aynı tavrı gösteriyor. Alanlarında korkunç uzman on binlerce bilim insanı sadece Türk’ü değil, birçok önemli gerçeği kapatmak, çarpıtmak, tam tersine çevirmek için 200 yıldır muazzam bir uğraş veriyor. Bu kadar uğraş iyi bir şey için verilse insan kesinlikle “üst insana” dönüşürdü.

 

Dünya dillerindeki Türkçe için örnekler veriyoruz. “Rastlantı” diyorlar… Daha çok örnek veriyoruz “Daha çok rastlantı” diyorlar. Daha da çok veriyoruz. “Daha da çok rastlantı” diyorlar. Tek tek örneklere geçiyoruz. Her birine muhakkak bir bahane buluyorlar. Congress > kengeş: “ ‘r’ nereye gitti? ”; evening  > avana:  “Ne alakası var, çok kaba bir kere ”; apar > operate: “ ‘ate’ ne olacak? ” ; mangiare (Itl.) > mang (yemek): “nereden buldun?”; mill (değirmen) > meli (öğütmek):  “Türklerin üretimle ilgisi olamaz!”; cavalry > kevel: “Siz at için başka şey demiyor muydunuz?”; dust > toz: “ ‘t’ nerede ‘t’? ”; entrique: ıntırga “Yok artık!”; get > git: “çok kısa”; bargain > bargaan: “Bu bir ikili ve ilgisi yok”; say > söyle; do > to; eat > ed: “Bunlar daha da kısa”; hypotenuse > iptın: “Çok uzunu çok kısa yaptın”; bild (German> bildür, make > mak; wood > vut > odun, foot > but, bad > bed; capture > kaptur, cup > kap, mine > men, ethic > etek, pro > bir, tact > dokun, turn > dön, wall > bal… : “Aptal, bok, manyak!”; şar > şehir > shire (1): “ ‘şehir, şar’ Türkçe değil bir kere! Arapça, Farsça…”

 

Arapça, Farsça demişken binlerce Türkçe köklü sözü Arapça ve Farsçaya mal edenler en başta Türk dilbilimciler. Bir başka şey daha diyorlar… Çok klasik: “Ortak sözcükler bulunuyorsa muhakkak Türkçe başka dillerden almıştır…” “En büyük” Türk dilbilimcilerden biri de şunu demiştir hatta: “Türklerin kültür sözcükleriyle ilgisi olamaz!”

 

Fakat tarih böyle demiyor. Genetik araştırmalar tam tersini gösteriyor. Tarihsel göçler böyle değil. Avrasya Türk kavimleri bu kökleri yüzyıllardır konuşuyorsa Arap, Fars, Latin etkisinden dolayı konuşmuyor. Bazıları çok uzak ve yalıtık bölgelerde yaşıyordu. 20 bin yıl önce Asya’yı terk eden Amerikan yerlileri bu dilleri konuşuyorsa Arapça, Farsça, Latince bildiklerinden ötürü konuşmuyorlar.

 

Pers diyorlarsa eğer Persler ağırlıklı olarak Turanidir. Hindistan adını İndus nehri ve vadisinden almışsa ‘indi’ Türkçe ‘nehir’ demektir. Bu kültür yukardan inenlerce kurulmuştur. İndi > inmek > flowing down. Yunan uygarlığının simgesi AKROPOLİS > (y)ukarı balıg > polis dir. LUKUYANUS efsanesindeki at ve atlı ulaga > alogo: horse, at. Ulak: atlı haberci, hala Türkçede yaşıyor. Vatikan > Ötüken’dir. Phoenix > bengü kuş tur (1).

 

Ukrayna Kiev’deki meydanın adı ‘Maydan’dır. Maydan > meydan. Prag’ın ismi ‘eşik’ten gelir. Türkçe “borouk’tur. Hindistan’daki büyük uygarlığı kuran Türk kavimlerinden sadece biri Babür’dür. İngilizcesi ‘Mughal’. Kasıtlı olarak Moğollarla karışsın diye bu ad yanlış çevrilir. “Veni Vidi Vici” Türkçe ‘man vid bas’ dır (Yakut, Çuvaş, Altay) (1)…

 

‘Hypotenuse’e dönersek. Pisagor teoremi denen şey Sümerlerde biliniyordu. Buradaki ‘tense’ Türkçe ‘tıng’dır (Yakut). Peki “hypo” nereden çıktı? Alttan germek, bağlamak? Neden üstten değil? O zaman ‘hiper’ olsun? Burada gerilen şey ‘hypo’ değil, teldir. O tel de arpın telidir. Gap > habl (Arabic) > ip (Turkish) > cable (kablo) (1). 

 

Tüm bunlara ve aşağıdaki net kurallara bilimsel olarak karşı bir şey diyemezler. Batılı dilbilimcilerden akıllı ve dürüst olanlar zaten bu gerçeklerin bazılarını kendileri keşfediyor. Büyük çoğunluk ilgiyle veya ilgisiz şimdilik sadece seyrediyor. Ana akım dilbiliminin bazı fanatiklerinin elindense tüm dengelerini bozan bu gerçekler karşısında hakaret etmekten başka şey gelmiyor. Dünya dilbiliminin özüyle ilgili tartışmanın gelip gelip birkaç sıradan küfürle sınırlanması hem komik hem ibretlik. Ama ne yapalım, insan böyle bir şey.   

 

 

 

-k, -g, -ng > -d, -t, -s  YASASI (1)

 

Türkçe sözcüklerin sonundaki “ k, g, ng ” başka dillere geçerken “d, t, s”  olur.

 

Türkçe içinde bir kural olup, başka dillerdeki aynı anlamdaki benzer sözcüklerin Türkçe olduğunun kesin kanıtıdır.

 

Çok sayıda örnekten bazıları:

 

algın, algay > old ( -g > -d ): eski, yaşlı

 

amuk > amud (Arabic) ( -k > -d ): dik

 

an (<-ang) > -ende (Pers.) ( -ng > -d ) : yapan, eden… son ek

 

arıg > ieros (Greek) ( -g > -s ): kut, uğur

 

arıg > rud (Pers.): dere, kanal 

 

arık > arid ( -k > -d ): kurak

 

baaska (Hakas), buşuk > fast (b > f + -k > -t): oruç 

 

bacak > fast ( -k > -t ): hızlı

 

baçağ > fast ( -ğ > -t ): oruç

 

bahanga > vahid  (Arabic): tek

 

balak > veled (Arabic): çocuk

 

balıg > velos (Greek): yay

 

balıg > blessure (Fr.): yara

 

balık > pelte, palude (Pers.): çamur, bulamaç

 

balık > pilos (Greek): çamur

 

balık, balıg > belde (Arabic) > polis (Greek): şehir

 

balkı > flash: parlama

 

barak, bireği  > ferd  (Arabic) > person: kişi

 

barana, mereke > party kurul, toplantı

 

barang ‘kara’ > sch-warz  (-ng  > -z), voreios (Greek): kuzey, poras (Greek): alaca karanlık

 

barın > breast: göğüs

 

barıng, parıng > print: basım

 

barıntıg (barıntı) > warranty: güvence

 

barige > bright > firuz (Pers.): ışık

 

baruk > fresh: taze

 

basa(ğ), pöçük  > peşt  (Pers.): arka, post

 

basak > post  (Pers.): deri, leather

 

basık > best: pek iyi

 

başka > master: usta

 

batıg > vatis (Greek): derin ( batıg > bottom )

 

bayık > peyda (Pers.): aşikar

 

belge > bulletta (Itl.)

 

bellik > belt 

 

beng  > pied: alaca

 

beng ‘ben’ > punkt, point

 

berge, belge > berat (Arabic): beleg (German)

 

bezek > fest: bayram

 

bılık (bel) > fallus

 

bırak > berat  (Arabic)

 

bısığ (Yakut) > vista (Latin) ( -k > -t ): görünüş

 

bıyık > moustach, moustaki (Greek)

 

bilek > polso (Itl.) 

 

bilik > politiki (Greek) senet, poliçe

 

borak > vareios (Greek): north

 

boza(ğ) > must : şarap

 

bozuk > fasid (Arabic)

 

böcek > pest

 

bölük > s-plit ( S law )

 

börk, börig > barrette (Fr. – Itl.)    

 

bucak > püşte  (Pers.): zirve, tepe

 

buka(ğ) > fact: gerçek

 

bulg (black) > bold: kara

 

bulg > Baltık > Baltic > beltza (Bask.) > black: kara, koyu

 

bulga > meld, blend: karıştırmak

 

bulga > mulatto: melez

 

buluk > millet (Arabic) 

 

buluk > pelid (Pers): pis 

 

bulung > melano (Greek) > black: kara, koyu renkli

 

bura(ng) > (s)pirit ( S law ): ruh

 

burung  > proto, front: birinci, ilk

 

buzuk > pastel: donuk

 

bülü(ng) (Mong.) > blood: kan

 

bünek > bent (Pers.): baraj

 

bünek > bent: kıvrık

 

büzük > puside (Pers.)

 

calak > shield: zırh

 

canik > Zend (Avesta)

 

caruk > zarid (Pers.): zırh

 

cılgı > cilt (Pers.): deri

 

cıllık > zillet (Arabic)

 

çağ, şeng > sada (Arabic) > sound: ses

 

çalık > jülide (Pers.): karışık

 

çapuk  > sabad  (Pers.): sepet

 

çavığ > sabt (Arabic): kamçı (saber?)

 

çeska (Türkmen) > chausettes (Fr.) > (sock): çorap

 

çiri, çir, çiroz > tsiros (Greek) kurutmak, kuru meyve, kuru balık

 

çozak > just, justice: kanun, adalet 

 

deme > deaf, dumb > taub, dumm, stumm (German) > thyma (Fin.) > tüp (Bulgarian Slav.) > tuli (Indonesia.) > dülii (Mong.) : sağır, dil-siz

 

dika, dağ, deş (Sumer.) > dot, dash: nokta, benek

 

eren > rind  (Pers.): ermiş, bilge

 

ferik, fruk (Latin) > fruit: meyve

 

firik > bride: gelin

 

gıran(g) > ground: yer

 

göcek > coast, küste (German): kıyı

 

güren(g) > horde: sürü

 

hadaga > hadise (Arabic)

 

holku, kölkü > halas (Arabic): özgür

 

horek > keras, kerat (Greek) ( -k > -s, -t )  > horn: boynuz

 

huğ > hut: kulübe

 

ıraağ > reed: kamış

 

irenk > erythra (Greek): kızıl

 

irik > irade (Arabic) > eros (Greek): istek

 

issi(ğ) > izid (Pers.): Tanrı (Yazidism – Yezidilik)

 

itik > edat (Arabic): araç

 

jındı(ğ) > cinnet (Arabic)

 

kabuk > cubus (Latin) (-k > -s)

 

kacak > hacet (Arabic): araç

 

kaka > gaita (Arabic): dışkı ( ‘kako’ – Greek- : kötü )

 

kalpak > helmet  

 

kapak, kapaki (Greek), cap (Ing.) > kaput, capote (Fr.), kapsel (German)

 

kasak > casque, casca (Fr. – Esp.): kasket 

 

kaşka > - couchette (Fr.): araba 

 

kıdığ > hudut  (Arabic): sınır ( kıdı, kıyı > coast)

 

kıra(ğ) > hurd  (Pers.): ufak

 

kırık, gırt > hırde  (Pers.): parça > part

 

kızık > hast (Pers.): istek

 

kivak (Çuvaş) > kebut  (Pers.) hava, gök ; kabut (Pers.): mavi

 

koru, korux-çu, korucu > guard, guardian

 

koruk > cord: kement, ip

 

koruk > crude: ham

 

koruk > hearth: ocak

 

koruntug (koruntu) > guarantee

 

koşun(g) > haşd  (Pers.): askeri birlik

 

körk > gorgeous: görkem-li

 

körk > great: harika (Arabic) > körk

 

körkü > greet-ing ( -k > -t ): selam

 

körkü > grusse (German) ( -k > -s ): selam

 

kurık (Çuvaş), karut > ot, kraut (German): ot

 

kuruğ > kiros (Greek): kuru

 

kuyka > gayda (Bask)

 

laçaga (Çuvaş) > laspi (Greek): çamur

 

macun(g) > paste

 

meng > bait ( -ng > -t ): yem

 

menge, minge > mind : beyin, akıl

 

mılık > mild: yumuşak

 

mişuk > pochette (Fr.) (-k > -t ): torba

 

müreng > Fırat, Euphrate : ırmak ve ırmak adı

 

obağ > afet (Arabic)  

 

obaka, obelik (Altay) > obada > obelisk > abide (Arabic)

 

okarı balık > AKRO - POLİS (Greek): yukarı şehir 

 

oruk > road: yol

 

orung > earth > yer

 

ozug  > azad  (Pers.): serbest

 

öc > ekdikisi (Greek)

 

ög > oikos (Greek): ev

 

örk > riza (Greek): kök

 

örk > root, radix (Latin): kök

 

örke > erd (Pers.): öfke

 

özek > este  (Pers.): çekirdek

 

palağ > blatt: yaprak

 

palak > plant: ot, bitki

 

parıg > press: basım 

 

peseği > must: nem

 

poreng  > bronxos (Greek): boru, bronş

 

pöçük > post : arka

 

pözek > vast: büyük

 

pula(ğ) > bullet, ballistic: silah, mermi

 

püng > mint, menta (German): nane

 

pürkü, burka, bürgü  > perde  (Pers.)

 

rasık (bitki pası) > rust: pas

 

sabah > sepide (Pers.)

 

sağlık > sıhhat (Arabic)

 

sakırtıg (koruma) > securitas (Latin), security

 

sakırtıg (koruma) > sicurta (Itl.): sigorta

 

saldak > saldat (Rus.) > solat (German) > soldier: asker

 

sarak > sırat (Arabic): yol

 

sargu > sourd (Fr.) > sordo (Itl. Span.) > surdo (Port.): sağır

 

sarığ > zerde (Pers.): sarı

 

sası(ğ) > zişt (Pers.): kötü

 

savak > sabbath: dinlenme, mola, ara

 

savık > şabd (-k > -d) (Hintce): söz

 

sayın, sayıt > seyyid (Arabic)

 

sevgi > sevda (Arabic)

 

sıcak > zesto (Greek)

 

sık > zud (Pers.)

 

simug (Sumer.) > smith: demirci

 

sogun(g) > sagitta (Latin.): ok

 

suruk > sarta (Arami.): yazı, çentik

 

şike(k)> sahte (Pers.) > chicane > chique (Fr.)

 

tamga > Thames (nehir adı): t harfi

 

tarık > tard (Arabic) > dirgha (Sanskrit) > darga (Avesta) > deros > (Greek) > distant > dırej (Kurdish): uzak, uzun

 

tarka, tark  > dert  (Pers.)

 

taşak > testis

 

teşür, tüs > deste (Pers.) toplamak, yığın

 

tıng > dense: yoğun, sık

 

toz-uğ > dust: toz

 

tusuk, tusu(g) > dest (Pers.) (fayda) > utulity, use: kullanma, yarar

 

ulağ > alet (Arabic): araç

 

ulga > old ( -g > -d): yaşlı

 

uluğ > altus (Latin.) (g>t): yüksek, ulu (yüksek > vastus) (huge > yüksek)

 

umah > epos (Greek): masal, efsane

 

urga > ard (Pers.): un

 

usuk-mak, yaşık > asuden, asude (Pers.): sakinleşmek, yatışmak

 

ürek, hürek, yürek > kardia (Greek), heart

 

vadük > müddet (Arabic) (vade) 

 

vasak > vasat (Arabic)

 

vazak > waist: iç, orta

 

yolka > yalda (Pers.) > Noel

 

 

 

S YASASI

 

Birçok Türkçe sözcük ( yüzlerce) Batı dillerine geçerken başına fazladan bir ‘S’ alır

 

Bazı örnekler yukarıda verildi. Birkaç örnek de burada verelim (1).

 

dur, durung > s-trong 

 

tokta > s-tock > stehen (German) : dur, durmak

 

tikme > s-toichma (Greek) : kazık, dikme

 

burung > s-pring (burung tamıs: spring), (purulli yas – Hitit- ilkyaz bayramı spring fest )

 

step > tep

 

Bazı örnekleri de ben vereyim (11):

 

scab: kabuk, scare: korku, scissor: keski (makas), scratch: kert, script: kert, search: ara - araştır, second: ikinci, seat, sit: otur, select: ele, ski: kay, sound: ün, spark: parla, spect: bak, spring: fırla, square: kare, stable: tavla, stamp: tamga, steal: talan, steel > tol, steam: duman, stich: dik, straight: doğru, stub: dip, stuck: takıl…

 

z – r– L  ÜÇLÜSÜ YASASI (1)

 

50’ye yakın lehçesi, 3 (hatta beş) kıtaya anadil olarak yayılışı ve binlerce yıllık tarihiyle Türkçe… Her kavram için çok sayıda sözcük kullanır. Bu sözcüklerin Türkçe oluşunu kanıtlayan en sağlam kurallardan biri ( z – r – l ) üçlüsüdür. Sessizle başlayan aynı anlamdaki benzer sözcüklerin ikinci sessiz harfleri ya da sözcük ünlüyle başlıyorsa ilk sessiz harfleri  ‘z-r-l’ şeklinde üçlü bir değişim, dönüşüm gösterir. Türkçe dışı dillerde aynı anlamda benzer ve tartışmalı sözcükler bu kurala uyuyorsa, o sözcük Türkçe köklüdür. Sözde “Hint-Avrupa” ailesinden bir sözcük bu özelliği gösteriyorsa, o sözcük Türkçe kaynaklıdır. Hint-Avrupa’dan kabul edilmeyen ya da konumu tartışmalı bir dilden bu kurala uyan sözcükler varsa bu dillerin hepsinin temelinde Türkçe bulunduğu daha net anlaşılır. Örneğin Semitik diller, Sümerce, Hititçe ve başkaları. Arapça ve Farsça arasında Türkçe sözlüklere girmiş ortak sözcükler çok büyük olasılıkla Türkçeden alınmadır. Eğer bu sözcükler bahsettiğimiz kurala uyuyorsa onlar kesin Türkçedir.

 

Türkçede ‘z-r-l’ üçlüsü örnekleri:

 

Aşa - öri- il: yemek, ESSEN; azık – arık – ülüg: kut; eşik - erge – alak; gez- gare- kolu: zaman; kaşık- karsuk- kalak; kaz- kar- kül: kazmak, CURETTAGE; kes- ker- kil: kil, ARGiL; kızık- kırağ- hilek: istek; kız- kir- kele: GiRL; koca - guru- gulu: hoca, hodja, GURU; meşe(k) - bürük – balak(an): orman, FOREST; ocağ - uruk- aal: aile; öz- ara- ala: zaman, ERA; özek- uruğ- ilig: çekirdek; piş- vere- bula: pişmek, BOİL; töş – tarığ – döl: tohum, soy; tuz- tor- tül: ağ; yaşu - yaru- yal-tıra: ışımak, ELECTRIC… 

 

Başka dillerden örnekler (başka diller kalın harf)

 

yaş – year – yıl

 

maş (Sumer) – bara (Yakut) – pair : çift, double ; maraba (Turish Arabic): çiftçi > farmer 

 

muşta (Turkish Pers.) – mus – vur – bele : vur 

 

pozığ – börüğ – malık – bolt ( z-r-l + -k > -t ) : çivi, nail

 

iste- irde- ilte- irade (Turkish Arabic) – arzu (Turkish Pers.) : istek 

 

piş- pir- bula- boil : pişir, cook (pişi > pizza)

 

büz (buse – Fr.) -boru- mil : pipe, boru (boru > bore)

 

kas- har- kıl : diken; kestane > kastanea (Greek) : dikenli   

 

bucak - vırak- bılağ – far : uzak, ırak

 

hos - körk- kele – glory – gorgeous : güzel, görkem 

 

vis (Çuvaş) – pır – böli (Altay) – pilot : uçmak 

 

pis – bar – mal – mal (Latin) : pis, kötü 

 

peçi – bor – mal – pouch – bursa (Latin) – borsa (Itl.) – purse – bori, bora (Urdu) : deri, cep, torba…

 

silig – sorug – süzük – selam - salute

 

ebes - obaş -avana - evening : akşam

 

 

 

SÖZ BAŞI L – T DEĞİŞİMİ YASASI

 

Türkçe sözcük başındaki bazı ‘T’ harfleri Batı dillerinde ‘L’ye dönüşür.

 

teber - labr(is) : balta 

 

tengiz – longoz : deniz, deniz çukuru 

 

taberna - laberna : Hitit kral unvanları

 

töre - lore  

 

Toktamış – Lugdamis

 

tomar – liber : kitap book

 

topar > lober : örneğin akciğer lobları 

 

temir – labır : demir

 

tahta > lohut (Türkçe tahta) > lahit > tabut (?)

 

tutin (halk – Etrusk) > Latin ?

 

tap (Yakut) > love, libe (German)

 

 

 

LATİNCE – TÜRKÇE SÖZ BAŞI L-Y DENKLİĞİ (1)

 

Türkçede ‘L’ ile başlayan sözcük çok enderdir. Batı dillerinde L ile başlayan sözcüklerin Türkçe ‘Y’ denkleri vardır. Latince’den örnekler:

 

lego > yığ

 

lanterna > yan- 'parıldamak' : lantern

 

laterna > yatrık - 'parlaklık' : lantern

 

ligneus > yıgaç - 'ağaç'

 

ligui / yağ (Kıpçak) 'akmak' 

 

lana > yün

 

lintei (keten kumaş) > yüng 'pamuk'

 

lorica > yarık : 'zırh' 

 

lyr > yır : 'şiir, şarkı'

 

lyr > yıra 'çalgı'

 

lux > ışık, yışık  

 

lacerte > kertenkele, yeşilce 

 

Şimdi de benden bazı örnekler… Batı dillerinde ‘L’ ile başlayan ve Türkçede ‘L’siz olarak anlam ve sesçe benzeşen bazı sözcükler:

 

leak > ak

 

lack > eksik

 

lag, laggard > ağır

 

league > ulama

 

ligament: ilik, ilmek

 

land > alan

 

learn > öğren ?

 

less > az

 

lobe, lober, lobar > topar ( T – L law)

 

lone, alone > yalnız

 

lie > yalan

 

laceratus > yırt > tear ( L – Y + T – L laws ) 

 

look > bak

 

leash > iliş ( ula, ile, ilik, ilmek, ‘league, ligament’ örneklerindeki gibi. Ulama, birleştirme) 

 

 

 

SÖZ BAŞI N – Y DEĞİŞİMİ YASASI

 

Türk Dilinde, terk edilen söz başı n- seslerinin ağırlıkla y- ‘ye değiştiği görülür. Örneğin Hakasça ile Anadolu Türkçesi arasında böyle örnekler fazladır. (1)

 

Bu konuda Adnan Atabek’ten örnek bulamadım. Ancak bir önceki makalemde İngilizce ve Latincede ‘Ne’ ile başlayan sözcüklerin Türkçede ‘Y’ ile başladığını ve ‘n-g’ veya ‘k’ ile devam ettiğini yazmıştım. Elimdeki kapsamlı İngilizce sözlükte ‘Ne’ ile başlayan yaklaşık 100 sözcükten yarısı bu kurala uyuyordu. İşte bazı örnekler (11):

 

nephew > yeğen

 

new > yengi, yeni

 

near > yakın, yan

 

next > yan