ARSLAN KILIÇ YAZDI:DEVLET KESESİNDEN UMRE ZİYARETİ

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve beraberindeki kalabalık heyet, 28-29 Nisan 2022 günlerinde Suudi Arabistan’a “Türkiye Cumhuriyeti Devleti görevlileri” olarak resmi bir ziyaret yaptı.

       Erdoğan ve ona eşlik eden heyet bu ziyaret sırasında aynı zamanda Umre ziyaretinde de (Kâbe’nin Hac zamanı dışında ziyareti) bulundu. Yani Cumhurbaşkanı ve heyet üyeleri İslam’ın öngördüğü bir ibadeti devlet kesesinden yaptılar.

      Aşağıdaki fotoğraflar, Cumhurbaşkanı ve beraberindeki heyetin, sonuçta kişisel bir ibadet eylemi olan Umre ziyaretlerini gösteriyor.

 

DEVLET/KAMU GÖREVİ ve KİŞİSEL EYLEM OLARAK İBADET

       Önce şunu hatırlatalım. İslam inancına göre Hac veya Umre, bir ibadettir. Her ibadet gibi de kişisel bir eylemdir.

       Tayyip Erdoğan ve beraberindeki heyet Kâbe’nin bulunduğu Mekke’ye, Suudi Arabistan yönetimi ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına görüşmek üzere; yani YASALARA GÖRE “devlet görevlisi” olarak gittiler.

       Mekke’ye, bütün masrafları devlet hazinesinden karşılanarak gidilmişken yapılan Umre ziyareti (Kâbe’yi Kurban Bayramı dışında ziyareti) ise, tamamen kişisel bir eylemdir. Dinsel inanç gereği yapılan ve yerine getirilmekle kişisel olarak sevap kazanılan bir ibadet eylemidir.  Devlet ve kamu görevi yerine getirmekle bir ilişkisi olmayan bir eylemdir. Tayyip Erdoğan Bey ve ona eşlik edenlerin, en yetkili ve en üst hükümet mensupları da olsalar, hangi eylemle ne kadar sevap kazanacakları, devlet görevi kapsamında bir iş değildir. Onların Umre ile kazanacakları sevaptan devletin payına bir şey düşmez.

         Daha da önemlisi, laik devlet sisteminde dinsel inanç, devletin sahip olduğu bir özellik değildir. Kişilerin/yurttaşların taşıdığı bir özelliktir. Umre ve Hac dâhil, dinsel inancın gereği olarak yapılan ibadetler de, kişisel eylemlerdir.

        Bu nedenle, Erdoğan ve beraberindeki kalabalık heyetin Umre ziyareti, öncelikle SİYASİ BAKIMDAN yanlıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laik yapısıyla çelişen; laiklikle ilgili yürürlükte olan yasalara aykırı olan bir eylemdir.

        Bu eylemde devlet işleri ve görevi ile Cumhurbaşkanının dinsel inancının gereği olan iş (ibadet eylemi) birlikte yapılmış; birincisinin sağladığı imkânlar ve itibar ikincisi için kullanılmıştır. Çünkü salgın nedeniyle Umre ziyaretlerine kapalı Kâbe, Erdoğan ve ekibinin ziyaretine, Suudi Kralı’nın emriyle açılmıştır. Tek tek bireyler veya grup olarak gittiklerinde kendilerine açılmayacak Kâbe, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temsilcileri olarak gittikleri için açılmıştır.

       Devletin parasıyla, yani milletin vergilerinden karşılanan parayla ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin itibarına dayanarak yapılan bu Umre ibadeti, aynı zamanda ve ikinci olarak İSLAMİ BAKIMDAN DA doğru değildir. İslam’ın konuya ilişkin hükümlerine de aykırıdır.

      Önce siyasi olana bakalım.

 

LAİK BİR DEVLETTE “SEVAP KAZANMA” KİŞİSEL EYLEMİ, DEVLET İMKÂNLARI KULLANILARAK YERİNE GETİRİLEMEZ

       Türkiye Cumhuriyeti devleti, en çoğu da Tayyip Erdoğan hükümetleri döneminde olmak üzere, laiklik karşıtı çokça budamalara uğratılmasına rağmen, Anayasası ve temel yasaları bakımından hala laik bir devlettir.

       Devletin laik yapısı, kamu görevlilerine, dinsel ibadetleri ile kamusal görevlerini birbirine karıştırmama sorumluluğu yüklemektedir.

       Cumhurbaşkanı Erdoğan ve beraberindeki bakanlar ile yüksek bürokratlar, bir yandan, kamusal bir görev olan resmi ziyarette kullanılan devlet imkânlarını bir kişisel sevap kazanma eylemi olan Umre ibadeti için kullanmışlardır. Somut ifade edersek, devletin resmi ziyaret için tahsis ettiği ulaşım (uçak), konaklama masrafları, yardımcı ve hizmetli personel gibi imkânlarını, kişisel sevap kazanma eyleminde kullanmışlardır.

         Öte yandan aynı eylem aynı zamanda, din ve devlet işlerinin birbirine karıştırılması eylemini oluşturmaktadır.

        Erdoğan ve ona eşlik eden heyetin yaptığı Umre ziyareti sonuçta, devletin kamu görevlerinin yerine getirilmesi ile ilgili yasalarına göre, “kamu imkânlarının kişisel çıkar için kullanılması” eylemini oluşturmaktadır. Daha önce belirttik: Umre ziyareti ile kazanılması umulan sevap, kişisel bir kazançtır. Devlet görevi ile bir ilişkisi yoktur. Bu kişisel kazançtan devletin payına düşen bir şey yoktur.

       Türkiye Cumhuriyeti devletinin yürürlükte olan yasalarına göre, Cumhurbaşkanı da olsa, yurttaşların kişisel bir eylem olan dinsel ibadetlerini, devlet imkânlarını ve milletin parasını kullanarak yapması yasal değildir.      

 

İSLAM’IN, HAC-UMRE ZİYARETLERİNİ YAPMADA ARADIĞI ZENGİNLİK ve KULLANILACAK PARANIN “TEMİZLİĞİ” KOŞULU

        Devlet göreviyle ve devlet imkânlarıyla gidilmişken yapılan Umre ziyareti, İslam’ın konuya ilişkin kural ve içtihatlarına da aykırıdır.

        Şimdi de buna bakalım.

        Kâbe’ye yapılan Hac ve Umre ziyaretleri, İslam’ın konuya ilişkin hükümlerine göre, Kâbe’ye (Suudi Arabistan’a) gidip gelecek kadar varlıklı (zengin) olan Müslümanlara farz (Hac) ve sünnet (Umre) kılınmıştır.

         Kâbe ziyareti ibadeti için sadece bu “varlık” da yeterli görülmemiş; ayrıca, kişinin borcunun olmaması ile kendisinin ve ailesinin yaşamlarını en az bir yıl sürdürmeye yetecek kadar bir mali güce sahip olması da gerekli sayılmıştır (Nafaka şartı). Konuya ilişkin bir Diyanet fetvası şöyledir: “Zekât nisabına malik bir zenginin, hacca götürüp getirecek ve evde kalan çoluk çocuğunun ihtiyaçlarını görecek kadar parası ya da altını ya da malı mülkü yoksa, hacca gitmesi farz olmaz.”

        Kestirmeden söyleyecek olursak, Hac ve Umre, Türkiye’deki bir Müslüman için epey bir kişisel zenginliği gerektiren bir ibadettir. Zengin olmayan Müslümanlar bu ibadetten muaftırlar (sorumlu değildirler).

       Konumuz bakımından daha da önemlisi ise, Hac veya Umre’de kullanılacak paranın, hem kişinin kendi kazancı olması gerekir; hem de içine en küçük bir “haram” (hak edilmemiş) paranın karışmamış olması gerekir.

       Öyle ki, Hac ve Umre’de kullanılacak paranın, hilesiz ve hak edilmiş yollardan kazanıldığından emin olunsa bile, bilmeyerek de olsa, “zerre-i miskal” de olsa, içine haram/hak edilmemiş para karışabileceği ihtimalinden de arındırılması gerekir. Bunu sağlamak için İslam sünnetinde, Hac ve Umre için ayrılan paranın, doğrudan alınteri (emek gücü) ile para kazanan amele (işçi), hamal, çiftçi, bahçıvan, çoban, berber, şoför, yapı ustası, tamirci, tornacı, marangoz gibi mesleklerden olan insanların parası ile değiştirilmesi öngörülür. Bu değiş tokuşla Hac ve Umre parası bir tür “aklama”dan geçirilir. Bu “aklama”, Müslüman inancında sünnet mertebesinde bir kuraldır.

       Cumhurbaşkanı ve ona eşlik eden heyet yaptıkları Umre ziyaretinde, devlet hazinesinden ayrılan ödenekleri kullandılar. Devlet hazinesinin parası ise, vergilerden ve borçlardan oluşuyor.

       Ve o vergiler içinde, hileli hurdalı ticaretten alınan vergiden tutun da, alkollü içkilerden ve işyerlerinden alınan vergilere; İslam’ın haram saydığı faiz gelirlerinden tutun da günah saydığı daha birçok faaliyetten alınan vergilere kadar uzanan, yüksek miktarda “temiz olmayan” para; dolayısıyla İslami hükümlere göre Hac-Umre ziyaretinde kullanılamayacak para vardır.

       Devletin borç içinde yüzmesi ve Suudilere bile devlet gelir giderlerinin iki yakasını bir araya getirmek için borç almak üzere gidilmiş olması, Umre’de harcanan para ile ilgili başka bir gerçektir. Harcanan devlet parası içinde borç olarak alınan paraların da bulunması, İslami bakımdan, devlet imkânlarını Umre ziyaretinde kullanmaya başka bir engeldir.

       İslam, o pek de “temiz olmayan” devlet gelirlerinin savaşta, vakıf kurmada, hastane, cami, hayrat, imaret yapımında vb kullanılmasına açık kapı bırakmıştır. Hatta “haram” paranın bu tür “hayır hasenet” işlerine yönlendirilerek “aklanması”nda kamusal bir yarar görmüştür.

        Ama Kâbe ziyaretinde kullanılacak paranın “temizliği” (hak edilmiş para olması) ile “borç para”, “devlet parası” gibi kendine ait olmayan para olmaması konusunda, sünnet yoluyla daha katı kurallar koymuştur.

       Bu katılık bir bakıma, kişisel ibadet (sevap kazanma) eylemlerini devlet kesesinden yapmayı önlemede ya da en azından sınırlamada yararlı da olmuştur.

      Hatta yurt ve millet sorunları konusunda duyarlıkları yüksek din bilginleri, ülke savaştayken, yurt ekonomisi derin krizdeyken ve devlet hazinesi borç içinde kıvranıyorken, başta devlet görevlileri olmak üzere yurttaşların Hac, Umre gibi döviz harcaması gerektiren ibadetlerini ertelemelerinin, onlara daha büyük sevap kazandıracağı görüşündedirler.

 

MÜMİNLİĞİN SINAVDAN GEÇTİĞİ ZAMANLAR, DURUMLAR ve ERDOĞAN

       Cumhurbaşkanı Erdoğan her siyasi eğilimden ve dinsel inançtan rakiplerine ve muhaliflerine karşı mücadelede, işine geldiğinde en katı İslami naslar’a dayalı müminliği savunmakta herkesten öndedir.

       Ama aynı Erdoğan, örneğin, geçtiğimiz yılın Ekim-Kasım aylarında Merkez Bankasının faiz oranlarını belirlemede katı bir tutumla “naslar”a (Kur’an hükümlerine) dayanmayı savunurken; Dolar’ın kontrolden çıkması üzerine 5 aydır faiz indirimini sürdürmekten ve dolayısıyla “naslar”a dayanmaktan vazgeçmiş durumda. Ve bu durumu, müminliği bakımından sakıncalı görmediği anlaşılıyor.

       Erdoğan’ın, “millet kesesinden Umre sevabı kazanma” son eyleminde de, tıpkı faiz konusunda “naslar”ı pas geçmesinde olduğu gibi, İslam’ın Hac-Umre parası ile ilgili kurallarını da pas geçtiğini; müminliği bakımından bu durumda da bir sakınca görmediğini gözlemliyoruz.

        Erdoğan’ın birbirine 180 derecede zıt eylemlerini bilimin ve ekonomi-politiğin gerçekleri temelinde değerlendirdiğimizde ise ortaya şu tablo çıkmaktadır: Mafya-Rant-Tarikat/Cemaat kapitalizminin saltanatını sürenlerin siyasetlerinde son sözü, dinsel nas’lar, mümince inançlar değil, sistemin acımasız kuralları söylemektedir.