BÜYÜK PROLETER KÜLTÜR DEVRİMİ (9) İNSANLIK SOSYALİZME MECBUR

KAPİTALİST YOLCULARIN DARBESİ

Parti İçi Birlik Görünüşteydi

Mao ile Lin Biao arasındaki görüş ayrılığı daha ortaya çıkmamıştı. Mao, Lin Biao’nun kendisini siyasi bir deha olarak lanse etmesini yanlış buluyordu. Ayrıca, Halk Kurtuluş Ordusu (HKO) komutanlarının, parti yönetiminde çok oluşu da Mao’yu rahatsız ediyordu.

 

Lin Biao Safdışı Kalıyor

1969 yılı başlarıydı. Çin’in kuzey sınırında Sovyet ve Çin orduları arasında çatışma çıktı. Sovyet birlikleri sınırda yığınak yapmaya başladı. Bir yandan da Çin’i, nükleer silahlarıyla tehdit ediyordu. Bu olgular karşısında ÇKP, ABD ile Sovyet Sosyal Emperyalizmi’nin eşit derecede tehlikeli olduğu görüşünü pekiştirdi. Mao ve Çu Enlay yükselişte olan sosyal emperyalizme karşı çöküşte gördükleri Batı’ya karşı daha az mesafeli durulması gerektiğini ortaya koydular. Lin Biao önderliğinde bir grup general ve parti önderi bu yeni siyasete şiddetle karşı çıktılar. Mao, 1971 sonbaharında ordu içinde bir teftiş gezisine çıktı. Lin Biao bunu fırsat bilerek  başarısızlıkla sonuçlanacak bir darbe girişiminde bulundu. Çin’den kaçmaya çalışırken Moğolistan üzerinde düşen uçak kazasında yaşamını yitirdi.

 

 

Batı İşbirliği Esas Alindı

Lin Biao’nun ölümüyle birlikte sağcı kesim harekete geçti. Kültür Devrimi’nin tasfiye ettiği çok sayıda askeri komutan ve parti önderi Çu Enlay’ın da yardımıyla parti saflarına yerleştirildi. Kapitalist yolcu Deng Siao Ping affedildi . Akabinde başkan yardımcısı konumuna getirildi. Deng, 10 bin sözcükten oluşan ve Kültür Devrimi kazanımlarını yok etmeyi hedefleyen ilkelerini uygulamaya koydu. Dahası, Üç Dünya Teorisi’ni farklı savundu. Batı ile işbirliğini esas aldı. Ekonomik büyüme için Batı’yla işbirliği savunuluyordu. Batı ile işbirliği esas olunca, Afrika ve Latin Amerika’daki devrimci mücadelelere verilen desteklemelere de son verildi.

 

Rüzgar Sağdan Esiyordu

Mao Zedung’un ideolojik hattını oluşturan Dörtler (Dörtlü Çete) ÇKP’nin 10. Kongresinde önder mevkilere gelseler de rüzgâr onların aleyhine esiyordu. Fabrikalarda, okullarda ve halk komünlerinde Kültür Devrimi’ne saldırılıyordu. Devrimciler savunma halindeydi. Çu Enlay üretim merkezlerine siyasetin karışmasına karşı çıkıyordu. Kültür Devrimi’ni burjuva sisteminin bir ürünü olarak niteliyordu. Üniversiteye giriş için, Kültür Devriminin kaldırdığı sınava dayalı sistem tekrar getirdi. 1975’e gelindiğinde üniversite öğrencilerinin yarısı şehirli parti kadrolarının ve aydınların çocuklarıydı.

 

Dörtler ve Direnişleri

Sağcı tasfiyelere karşı ciddi direnişler de oldu. Dörtler ülke çapında gerçekleştirilen bu eylemlere önderlik ettiler. Direnişçiler, Kültür Devrimi’nin kazanımlarına sahip çıkılmasını istiyorlardı.

1973 Yılına gelindiğinde Mao, partinin ikinci adamı konumundaki Çu Enlay’a yönelik eleştirilerini arttırdı. Çu, Deng’le kol kola vererek  “Dört Modernizasyon” ilkelerini savunmaya başlamıştı. Bu Mao’nun sosyalist ekonomik büyüme için kitlelerin politik insiyatifini öne çıkarma siyaseti  ile tersti. Çu; aynı zamanda “Lin Biao’yu eleştirelim”  isimli bir kampanya başlatmıştı. Mao, Kültür Devrimi’ni hedefe oturtan bu kampanyaya da karşı çıkıyordu.

 

Deng Siao Ping Yeniden Gözden Düştü

Diğer yandan Mao’nun; sağlık durumu da kötüye gidiyordu. Buna karşın, canla başla çalışıyordu. Hem Kültür Devrimi’nin kazanımlarını devam ettirmek hem de devrimin başarısı için yeni icatlar için çalışıyordu. Deng ve Çu’ya karşı Dörtler’i destekliyordu. Mao’nun bu çabası Deng’i bir kez daha gözden düşürdü.

 

Körpe Filiz Dallarına Kırağı Çökmüş

1976 yılının Eylül ayıydı. Mao öleli daha bir ay olmuştu. Deng’i (2)destekleyen subaylar darbe yaptılar. Dörtler tutuklandı. Kültür Devrimi’nin kazanımları ve kadroları hızla tasfiye edilmeye başladı. Kültür Devrimni başlatan devrimcilere karşı bütün devlet kurumlarında kampanya açıldı. 100’lerce devrimci idam edildi. Binlercesi tutuklandı. Sosyalist görünümlü yeni bir kapitalizmin inşası başlatıldı. Deng Siaoping Han şöyle diyor; “Kültür Devrimi kazanımlarının tasfiyesi körpe bahar filizlerinin üzerine kırağı çökmesine benziyor.”

 

SOSYALİST PARTİ

İmtiyazlı Bir Kesim Oluştu

Milli Demokratik Devrim’le ilgili tüm belirleyici tartışmalar parti içinde gerçekleştirilir. Sosyalist bir partide de yeni oluşan burjuva unsurlar parti saflarında yer alabilir ve yükselmek için canla başla çalışabilirler. Fakat onların bakış açılarına göre, parti içinde burjuva yolcular olamaz. Bu nedenle kitlelerin seferber edilmesine yönelik kampanyalara şiddetle karşı çıkarlar.Burjuva unsurlarına karşı ideolojik mücadele verilmez ise parti sosyalist güzergahından saptırılabilir. Revizyonist politikalar parti içinde var olan eşitsizlikleri zamanla pekiştirebilir. Elit ve imtiyazlı bir kesimin oluşmasına yol açabilir.

 

Burjuva Milliyetçiliği

Bunlar iyi niyetli olmalarına karşın kapitalizmin nasıl işlediğini kavramaktan acizdirler. Milliyetçi yönleri esastır. Kısa zamanda partide güç haline geldiler. Onlar için zengin ve güçlü olmak, sosyalizme adanmışlıktan önce geliyordu. Sorunlara burjuva milliyetçiliği perspektifiyle yaklaşıyorlardı.

 

Kolektif Önderlik Mekanizması

Sosyalist bir partide kolektif bir önderlik mekanizması geliştirilmelidir. Tüm parti üye ve kadeolarının, karar alma süreçlerine katılacağı, bir yapı inşa edilmelidir. Bu yapılmadığı zaman parti ideolojik çizgisinden sapar ve revizyonizme kayar. Bu yöntem olmadan anlayış ve eylem birliği de sağlanamaz. Üst ile ast arasındaki iletişim kanalları tıkanır. Önderliğin yanlış kararlar almasına yol açar.

 

Üç Dünya Teorisine Farklı Yaklaşım

1970’lerin başlarında Mao ve ÇKP önderliğinin büyük çoğunluğu “Üç Dünyacı” persfektife sahipti. Buna göre ABD ve Rusya birinci dünyayı oluşturuyordu. İki süper devlet dünya halklarının baş düşmanıydı.

Batı’lı devletler ve Japonya ikinci dünyayı, geri kalan Asya Afrika ve Latin Amerika ülkeleri de üçüncü dünyayı oluşturuyordu.

Üç Dünya Teorisine Mao Zedung ve Deng Sio Ping farklı yaklaşıyordu. Mao, Sosyal emperyalist tehdide karşı, ABD ile taktik yaklaşımların mümkün olabileceğini savunurken, Deng Sio Ping, Amerikan emperyalizmiyle  stratejik yaklaşımı savunuyordu. Üstüne üstlük ABD ile siyasi bir ittifakın zorunlu olduğunu da düşünüyordu.