Cem KIZILCEÇ: TÜRKİYE DE İŞBİRLİKÇİ TEKELCİ BURJUVAZİ SINIFI VE ÖTESİ

SİYASİ TUTUM İLE SINIF ANALİZİNİ HEM AYRI AYRI HEM BİRLİKTE ELE ALMAK LAZIM

Siyasi partiler gerçek anlamda devletin kumanda odasını kontrol edebilecekleri konuma geldikleri koşullarda ve muhalefet oldukları dönemlerde dönemsel konjonktüre göre emperyalist ülkelerle ve dış ülkelerle çeşitli ilişkilere giriyorlar. CHP, MHP, AKP, İYİP. Bunlar emperyalistlerle işbirliğine kategorik olarak karşı değiller. Fakat bu partilerin sınıfsal karakterleri farklıdır, partilerin sınıf analizleri ile ilgili Lenin'de çok önemli yazılar var. Tek tek tüm partileri sınıfsal olarak analiz ediyor. Lenin bu partilerin sınıf karakterleri ile politikaları arasındaki bağlantıları da çok net açıklıyor.

 

AKP VE CHP ARASINDA ÖNEMLİ BİR SINIFSAL FARK VAR

CHP, 2010’lardan itibaren işbirlikçi tekelci burjuvazinin kumandası altına girmiş durumda, onun çıkarlarına hizmet ediyor. AKP ise; tarihsel gelenek olarak ve temel olarak işbirlikçi tekelci burjuvazinin dışındaki burjuvaların çıkarlarını savunuyor. Aşağıda kabaca bu iki sınıf arasındaki farkları nasıl gördüğümü anlatacağım: Marks ve Lenin'e göre sınıf analizinde ideoloji ve siyasi tutum değil, ekonomik konum belirleyicidir. Çeşitli burjuva sınıfları dönemsel iç ve uluslararası siyasi konjonktüre göre farklı siyasi tutumlar alır ve Türkiye gibi siyasi partiler sisteminin değişken olduğu ülkelerde farklı siyasi partilere destek verirler.

 

NEDEN TÜSİAD TEKELCİ BURJUVALARIN ÖRGÜTÜ ?

MÜSİAD ile TÜSİAD arasındaki sınıfsal fark ikincisinin emperyalizmin ve bir dönem devletin kumanda odasını çekip çeviren işbirlikçi askeri-bürokratik sınıfın koruması, teşfiği ve sağladığı ayrıcalıklarla palazlanmış pazarda ve üretimde ve dış ticarette tekel olanakları (tekel avantalarından yararlanılarak) ile donatılmış ve 1960’lardan sonra devlet iktidarından pay almaya başlamış olması. Bunlar sayıca çok küçük bir azınlığı oluşturmalarına karşın ekonominin önemli jandarmalarını hâlâ kontrol etmekte yurt içinde güçlü finansal araçlara ve bankalara sahip bulunmakta ve Batı sermayesinin Türkiye’deki doğrudan ve birinci dereceden ortaklarını oluştururlar. Bunlar ekonomide kendilerine büyük avantajlar sağlayan pazardaki en güçlü markaların sahipleridirler. Güçlü yerli ve yabancı markaları ve görece oldukça kurumsallaşmış şirketleri aracılığı ile iç ve uluslararası borsalardan finansman sağlarlar. Güçlü yerli ve yabancı markalar bunların en önemli silahlarıdır. Sahibi oldukları bankaları, kanundaki boşlukları kullanarak kendi holdinglerinin finansmanı amacıyla kullanırlar. TÜSİAD tekelci kapitalistleri Arçelik,Vestel, Opet v.b güçlü bayi ağı üzerinden geniş bir küçük burjuva veya üst küçük burjuva tüccar kapitalist kitle ile güçlü ticari bağları vardır. TÜSİAD kapitalistlerinin küresel düzeyde önemli mali yatırımları var, çeşitli küresel faaliyet gösteren finans şirketlerinde küçük ve büyük hisseleri ve yatırımları var. Bugün TÜSAİD Grubu’nun ve onun yavrusu TÜGİAD (Genç işadamları) siyasi (devlet düzeyinde) iktidardaki ağırlığı zayıf olmasına karşın ekonomik güçleri ve uluslararası siyasi ve ekonomik bağları ve lobi güçleri nedeniyle hükümetin politikalarına önemli etki ve baskı gücüne sahiptirler. Bugün işbirlikçi tekelci burjuvazi bugün emperyalizmin ülke üzerindeki siyasi ve ekonomik hegemonyasında dayandığı asıl toplumsal sınıf gücüdür.

 

TÜRKİYE MÜTEAHHİTLER BİRLİĞİ

TÜSİAD dışında uluslararası mali sermaye ile güçlü bağları olan bir başka örgüt daha var: 120 Dev inşaat firmasının üye olduğu Türkiye Müteahhitler Birliği. Bunlar ülke içinde ve dışında en büyük inşaat projeleri peşinde koştukları için bu işlere finansman sağlamak için yabancı ortaklarla birlikte ihalelere giriyorlar ve uluslararası mali sermaye ile yakın bağları var. Türkiye Müteahhitler Birliği, hükümet ve siyasi meselelerde fazla renk vermiyorlar, fakat araştırmalarımıza göre bu 120 şirketin büyük çoğunluğu TÜSİAD’ın konumunu benimsiyor. Bunlar arasında AKP’ye yakın gruplar da var. MÜSİAD MÜSİAD’ın ise; tarihsel olarak birinciler tarafından bastırılmış kısıtlanmış çoğu kez önü kesilmiş, bankacılık sisteminin finansman desteğinden yoksun bir şekilde var olmaya ve büyümeye çalışmış, ancak AKP ile açılan dönemde adım adım siyasi iktidara ortak olmaya başlamış bir sınıf olması.

MÜSİAD artık üye sayısının çok üzerinde bir etkiye sahip konuma gelmiştir. Bunlar ülkedeki tüm Ticaret ve Sanayi odalarında ve diğer burjuva meslek örgütlerinde önder konuma gelmiş durumdalar. Bunlar sayıca oldukça geniş bir kitle oluşturur ve küçük burjuva iş adamları ve tüccarlarla ve zengin köylülerle diğerlerine kıyasla daha güçlü bağları vardır. Bunlar ülkenin birçok sanayi ve ticari kentinde yaygın olarak faaliyet gösteriyorlar. Bunlar kendi mali finansman araçlarına sahip değiller fakat siyasi iktidarı paylaşıyor olmaktan dolayı belirli ölçüde hükümetin kontrolü altındaki devlet bankalarından finansman sağlıyorlar. Bunlar tarihsel geçmişleri itibariyle ekonomide tekelci ilişkilere soğuk yaklaşırlar. Bu sınıfın mensupları 1990’larda hızlanan küreselleşmenin küçük ve orta boy şirketlere sağladığı avantajlardan yararlanarak hızla ekonomik güçlerini arttırmışlar ve siyasi iktidardan pay alma tutkusu da güçlenmiştir. Büyük resme baktığımızda Türkiye’de var olan ve etkili olan muhalefet güçlerini yönlendiren ve muhalif nitelikli siyasi tartışma gündemini belirleyen iki ana güç kaynağı var: Birincisi Amerika ve Batılı müttefikleri (bunlar arasındaki çıkar farklarını biliyoruz tabii ki) ve Türkiye’deki yabancı sermayeli şirketler ; ikincisi bunlarla her bakımdan iç içe olan Batıcı işbirlikçi tekelci sermaye ve büyük sermaye bunların tam sözcüsü olan TÜSİAD ve onun yavrusu TÜGİAD ( Genç işadamları) ve 120 dev inşaat firmasının üye olduğu Türkiye Müteahhitler Birliği.