HDP'yi dışlamak doğru mu?

Türkiye'deki yazar karakterini ele aldığım ilk yazımdan sonra, istek üzerine Türkiye'deki okur karakterini gösterecek bir makale sunacaktım. Ancak Türkiye'nin 40 yıldır değişmez baş gündemindeki "Kürt Sorunu"nu öne almak yeni gelişmelerle şart.

Türkiye solunun olmazsa olmazı HDP ile ittifak tutkusu bu yeni sitemizde de güçlü biçimde dile getirilmeye başlayınca, daha işin ilk adımlarında acilen bir çizgi tartışması gerekiyor. Bu sitede çıkan Korkut Boratav yazısında, AKP'yi alt etmek için HDP'nin dışlanmaması gerektiğinin altı çiziliyor. Son seçim başarısının bu ittifaka dayandığı söyleniyor. Türkiye "sosyalistleri" arasında Kürtçülüğün mimarlarından Fikret Başkaya'nın ezberlediğimiz görüşleri geniş yer buluyor. Üçüncü ve en vahim örnekten az aşağıda bahsedeceğim.

Cumhur İttifakı dışında kalan en geniş "muhalif" cephe AKP iktidarının artık bir son bulması fikrinde herhalde büyük ölçüde birleşiyor. Ama nasıl? Diye sorduğumuzda ayrımlar derinleşiyor. Buradaki ilk kavga “HDP'li mi, HDP'siz mi bir cephe kurulacak” sorusu etrafında kopuyor. Çok geniş, adeta ezici çoğunlukta muhalif kesim HDP ile ittifak kıvamına çoktan getirilmiş, adeta iktidar imkanları sunularak bunun keyfini sürer hale sokulmuş. HDP zihniyetiyle içten ele geçirilen CHP zaten bu programın baş yürütücüsü. Sözde ülkücü, klasik ABD'ci, eski derin devlet emeklisi  İYİ Parti yan cebime koy politikasını devam ettiriyor. Sözde “milli” görüşçülerin de itirazı yok. FETO,  Gül, Davutoğlu çevresi zaten projenin telif hakkı sahipleri.

Peki HDP'siz cephe kurulsun diyenler? Çok küçük bir azınlığa düşmüş durumdalar. Her ağızlarını açtıklarında en hafifinden "AKP Yandaşı" aşağılaması ve bin bir türlü küfür işitiyorlar.

Tabii bu aşağılamalara karşı "Biz miyiz AKP yandaşı, AKP'ye karşı en çok biz direndik, en çok biz mağdur olduk, oysa sizin cephenizde Gezi'ye bile darbe diyen HDP var, başka birçok AKP yardakçısı var, yetmez ama evetçiler var... Yahu onları bırakın, AKP kurucu kadrosu var, FETO var" demeniz hiçbir işe yaramıyor. Çünkü siyasette dün bile önemli değildir, bugün ve bugünkü çıkar belirleyicidir. Bugünkü çıkar ne? AKP'nin gitmesi. Bunu en çok ister görünen bizdendir. “Durun bir dakika, bu proje senaryonun bir başka sahnesi  olmasın”  diye soran ise düşmandır, yandaştır. 

Başka deyişle olgunun mantığı, gerçeği ve ahlakından yaklaşmaya çalışırsak kimseyi ikna edemeyiz. O zaman şu soruyu güçlü biçimde soralım. AKP'nin gitmesi için HDP ile ittifak kolaylaştırıcı, akılcı bir yol mudur?

Hayat bunun cevabını en ufak zeka kırıntısı taşıyanlara zaten gösteriyor:

80 darbesinden hezimetle çıkan ve kendine güvenini büyük ölçüde yitiren Türkiye sosyalistleri yeniden toparlanmak için kendi güçlerini yetersiz gördüklerinden son derece oportünist bir tavırla PKK kuyrukçuluğuna geçtiler. PKK faşizmini devrimcilik gibi görüp göstermeye, oradan silkinmeye çalıştılar. Sonuç: Nicel ve nitel anlamda tam bir tükeniş, çürüme.

HDP-PKK’ya elini veren kolunu, sonra beynini, başını kaptırır, bu AKP için bile geçerlidir. HDP ile ittifaka yönelen AKP’nin anketlerde oy oranı yüzde 38’lere kadar düştü, “Gezi” patlak verdi, Erdoğan tehlikeyi görüp son anda çark etti. FETO kalkışmasının başat nedeni de AKP’nin ABD’nin çizdiği politikaya, özellikle Kürt politikasına itirazıdır. Ama AKP, başka birçok nedenin yanı sıra en önemli nedenlerden biri olarak Kürt ayrılıkçılığına değil, Kürtlerle birliğe yatırım yapması sayesinde bugünlere geldi.

Şimdi aynı tehlike muhalefetin başındadır. 18 yıldır bu iktidarı deviremeyenler, aynı liderler, aynı popüler muhalefet akilleri, yazarlar vb.. Tüm kabahat kendilerinde değilmiş gibi, yakın zamana dek CHP’ye sürekli destek sunan bizim gibi bir avuç insanı suçluyorlar. Başarılı da oluyorlar. AKP’yi biz ayakta tutuyoruz. Onlar değil.

Kaç defa söyledim, söyledik: Halka, en başta Kürtlere karşı savaş açmış ve hala o savaşı sürdüren bir güçle ittifak yaptığınız sürece iktidara en büyük haklılık zeminini sunuyorsunuz. Ve bu sitede bile hala birileri şöyle yazabiliyor: AKP faşizmi Hendekleri bahane ederek Kürtlere savaş açtı! Şu demagojiye bakın. Kürtlere savaş açanlar arasında sizden önde giden var mı? On binlerce Kürt çocuğun, gencin ölümüne yol açan, birçok bölgeyi yaşanmaz hale getiren siz değil misiniz? Hem PKK nasıl Kürtlerin temsilcisi oluyor? Acaba özgür bir referandum yapılsa Kürtlerden yüzde elli oy alabilecek mi HDP? Pek çok seçim sonucu gösteriyor ki bu pek şüphelidir. Hadi diyelim zor bela yüzde 51 çıkarabildi. Bir katliam örgütü, Kürt soykırımcısı bir teşkilat nasıl Kürtlerin temsilcisi kabul edilebilir?

Elbette hayat bu, siyaset bu!.. HDP ile ittifak içindeki muhalefet bir gün AKP’yi devirebilir. İstanbul seçimi bunun provasıydı. Aynı şey değil tabii, ama bu “başarı” bir gün ülke çapında da gösterilebilir. Belki 2021’de, belki 2025’de… Mümkündür. Benim tezime göre HDP ile ittifak, genel olarak soldaki HDP seviciliği 18 yıllık AKP iktidarının başat nedenidir, gidişini ertelemeye devam edecektir.

Ama bir gün başardılar diyelim. Halkın kafasındaki endişeli soru şudur? Acaba gelen gideni aratır mı? AKP’nin gitmesini ve gelenin gideni aratmamasını şahsen isterim. Ancak bunu düşük olasılık olarak görüyorum. Bu ittifakla hem AKP’nin gitmesi gecikiyor hem de gelenin gideni aratması ihtimali kuvvetleniyor. “Millet Cephesi” tabanından tepesine ülke için, halk için, insani değerler için güven vermiyor…

Yüzlercesine muhatap olduğum için artık çok alıştığım çarpıtmalara karşı son bir şey söyleyeyim şimdiden: Kürt düşmanı değilim, Kürtleri sizden çok seviyorum. “Sevgi” öyle soyut bir kavram değildir. Sizlerden daha fazla sevdiğimi, şu somut gerçekten çıkarıyorum: Kürt yurttaşların ve sınır ötesindeki Kürtlerin yaşam haklarını, sağlık, refah haklarını, kültürel haklarını sizlerden çok daha fazla düşünüyor, öyle hareket ediyorum. Bu cevabım bilumum HDP’cileredir.

Ayrıca HDP’ye de Kürt olduğu için ya da o harfleri sevmediğim için karşı değilim. Çok belirttim, bir kez daha belirteyim. Ne zaman HDP, PKK’nın askerlik şubesi  olmaktan, riyakarlıktan vazgeçer, PKK’ya karşı ciddi bir tavır alırsa… İlk seçimde jest olsun diye oyum onlaradır. Ama bu savaş ağalarının sevgi çiçeği kılığında dolaşması, CHP yönetimindeki uzantılarının onları barış böceği gibi göstermesi… Öldürdükleri on binlerce masumun anısına hakarettir.      

Örgüt içinde binlerce genci infaz etmişler. HDP’de aksi ses çıkaran yüzlerce insanı yok etmişler. Ve “iyi insan” olarak bildiğimiz arkadaşlarımız, dostlarımız, koskaca bir “sol” camia bunları “demokrasi” gücü olarak bağrına basıyor. Ne kadar sağlam sinirlerimiz varmış ki, bu yalan kuşatması altında çıldırmıyoruz. Ya da çıldırdık, çoğunuzun alkışladığı bu tiyatro bize bir terör performansı gibi geliyor. Sıraları dolduran kokonalar, kart beyefendiler size barış güvercini gibi, bize leş yemekle meşgul akbabalar gibi görünüyor. Kötü benzetme oldu, akbabalar yine de sevimlidir, hayvanlar doymak için öldürür, hırs için değil.       

AKP’den çoğu haklı olan gerekçelerle nefret eden milyonlar. Etkili bir muhalefete cesaretleri yok. Sistemin ve AKP’nin verdiği nimetlerden vazgeçecek özverileri de yok, aksine daha fazlasını istiyorlar. O zaman ne yapıyorlar? Onlara kurtuluş vaad eden yılanlara, çıyanlara sarılıyorlar. O yılanlar, çıyanlar onları her gün zehirlediği halde, o zehrin sarhoş ettiği kafalarla, bu zehirleri bade biliyorlar.   

Bir yayın organında elbette pek çok kaynaktan pek çok haber verilebilir. Farklı fikirler de sunulabilir. Ne var ki aynı bildik sözde sol nakaratlar 376 adet ulusal yayından yinelenip dururken bir 377. olmak için onca çaba göstermeyi pek anlamlı bulmuyorum. Ayrıca eğer bu yayın bir partiye hizmet edecekse, okurlarının o partinin hiç değilse önemli konular üstüne görüşlerini bilmesi gerek diye naçizane düşünmekteyim.