İSMAİL DURNA:TARIMDA FELSEFİ BOYUT
Tarımda Felsefi Boyut
Öncelikle tarımın topluma sağladığı ekonomik, ekolojik ve sosyal katkıları kavrayan felsefi bir anlayışa ihtiyaç var. Tarım salt ekonomiye katkı sağlamakla kalmaz, insanların bilinçlerinin de şekillenmesinde rol oynar. Yaşanan gelişmeler bu sorunun sadece çiftçimizin sorunu olmadığını, bütün ülkenin temel sorunu haline geldiğini gösteriyor.
Bu nedenlerle tarım ve gıda salt ekonomik kâr- zarar açısından değerlendirilemez.
Kemalist önderlerin bakış açısı da böyleydi. “Memleketin büyük, fakat yakında gelir getirmeyecek olan iktisadi işleri için devletçilik şart” diyorlardı.(1)
“Köylü milletin efendisi “ şiarıyla tarımı ayağa kaldırdılar.
Ülkeyi kendi kendine yeten yedi ülkeden biri konumuna getirdiler.
TARIM YAPISAL BİR DÖNÜŞÜMÜ DAYATIYOR
Türkiye tarımı yapısal bir dönüşümü dayatıyor.
İktidar ise; dayandığı sınıfların bugününü kurtarmaya yönelik politikalar izliyor.
Daha da vahimi, emperyalizmin 40 yıldır dayattığı neoliberal serbest piyasa sisteminde ısrar ediyor.
İktidarın dar sınıfsal çıkarları esas alan bu politikaları tarım ve gıdada var olan sorunları daha da ağırlaştırıyor.
Emperyalizme karşı mücadelede iç cepheyi zayıflatıyor.
Savaşın ekonomik cephesinde onarılması güç gedikler açıyor.
DOĞAYI KORUMAK YAKICI BİR GÖREV
Bulunduğumuz coğrafya ve iklim koşulları son derece elverişli.
Üstelik oldukça zengin biyolojik çeşitliliğe sahibiz.
Buna karşın inşaat, yollar ve köprülerle övünülüyor.
Madencilik zeytin ağaçlarına tercih ediliyor.
Üstelik kimyasallarla topraklar zehirleniyor.
Doğayı tarumar eden bu yaklaşım, tüm canlıları tehdit ediyor.
Bütün böceklerin yok olduğunu düşünelim; insanlık dört yıl içinde biter.
Dolayısıyla; doğayı da korumak gibi yakıcı bir görevle karşı karşıyayız.
TARIM STRATEJİK SEKTÖR
Her insanın yeterli ve güvenilir gıdaya ulaşması bir yaşam hakkıdır.
Giydiklerimize bir bakalım:
Belimizdeki kemerin tokası hariç bütün giysilerimiz tarım kökenli.
Çok zengin olabilirsiniz.
Son model otomobile, pahalı akıllı telefonlara sahip olabilirsiniz.
Lüks villanız olabilir.
Karnınız açsa, bu zenginliklerin hiç biri işe yaramaz.
Öte yandan; insan aç ve çıplaksa özgürlüğünü de düşünemez.
Haksızlıklara karşı çıkamaz.
İlerici yanını geliştiremez.
İnsani değerlerini yitirir.
Bunun içindir ki; ülkeler, insanlarını doyurmaya ve giydirmeye öncelik verirler.
Bütün bu nedenlerle tarım ve gıda serbest piyasaya bırakılmayacak kadar stratejik bir sektördür.
AVRASYA UYGARLIĞININ YÜKSELİŞİ
Neo-liberalizm saldırısı 40 yıllık sürecin sonuna gelmiş bulunuyor.
Batı uygarlığı her alanda çöküş yaşıyor.
Tarım sektörünün bunun dışında kalması düşünülemezdi.
Avrasya uygarlığı tarımda da öncü konuma geldi.
Nitekim; Çin, Hindistan ve Rusya olağanüstü gelişmelere imza atıyorlar.
Bundan böyle, her alanda olduğu gibi tarım ve gıdada da yeniliğin ve öncülüğün merkezi Asya olacak.
ÇÖZÜM KAMUCU POLİTİKALAR
Türkiye’yi yönetenler istedikleri kadar dirensinler.
Fedakâr çiftçimiz toprağa sağlam basıyor.
Bütün zorlukları göğüslüyor ve üretimi inatla sürdürüyor.
Çoraklaşmış ve çürümüş olan bu bireyci Batı sistemine isyan ediyor.
Yeterki; tarımı yeniden destekleme kapsamına alalım.
Devletçiliği geliştiren kamucu politikalara yönelelim.
Feodal kalıntıları temizleyelim.
Büyük devlet çiftlikleri kuralım.
Küçük üreticileri kooperatiflerde örgütleyelim.
Dipnot
(1) (Sadri Etem, Türk İnkılabının Karakterleri, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Devlet Matbaası, 1933; 2. Basım, Kaynak Yayınları, 2007, s.116)
