KAAN ARSLANOĞLU : AKP, HDP YOKSA FETÖ MÜ DEMOKRASİ GETİRECEK?
Alkollü içeceklerin azı bile zehirdir. Ne var ki az alındığında faydası zararına üstün gelebilir. İçlerindeki değişik maddelerin yararı bir tarafa, salt alkol: Gerilimi azaltmak, neşe vermek, sosyalliğe katkı sağlamak gibi yollarla, ruhen ve bedenen iyilik verir. Ama doz artırıldıkça zararları büsbütün öne geçer. Alkolik kişi her bakımdan sağlıksızdır. Alkoliklerin arttığı toplumlar, fiziksel ve manevi açıdan sağlıksız toplumlardır.
Yalanları da alkole benzetebiliriz. Kişisel ve toplumsal bazda, azı belli faydalar sağlar. İyi gelir. Yalansız kişi ve yalansız siyaset olmaz, doğamıza aykırıdır. Ancak nasıl ki, ülkelerde alkol ve narkotik maddelere ihtiyaç ve bunların kullanımı giderek artıyorsa… İnsanlar normal yaşamdan artık tatmin olamıyorsa… Ya da bu hayatı başka türlü çekemiyorsa… Siyasette de yalan dozu giderek artıyor. Alkol tüketiminden çok daha yüksek oranda artıyor. Yalandan boğulacak hale geldik. Ama boğulmuyoruz. Aksine… Daha çok yalan istiyoruz. Gerçeği, düpedüz görünen gerçeği kabul etmek istemiyoruz. İlla ki o yalanla dolu poşetleri kafamıza geçireceğiz tinerciler gibi. Başka türlü yaşayamıyoruz. Gerçeği söyleyenlerden ışığı görmüş vampirler gibi kaçıyoruz.
İster bu iktidar başta kalsın, ister başkaları gelsin… Çirkin gerçekleri görmemek için haplara, kimyasallara gerek kalmadı, bilim kurgu romanlardaki gibi… Tabii bu arada karşımızdakinin çirkinliğini görmede kusur etmiyoruz da. Kusur ne kelime… O konuda şaheserler yaratıyoruz da, kendimizi göremiyoruz.
Bunun sonu nereye varır? “Toplumsal kokuşmanın dikiş tutmaz boyutta ölümcül hale gelmesi” diye sizi korkutmayayım. “Karaktersiz kişilerin ezici çoğunluğa geçmesi ve kimsenin birbirini sevmediği, güvenmediği toplumlar ortaya çıkması” da demeyeyim. İnsan var oldu olalı zaten yalanla yaşıyor. Belki tam sıyırma çok daha iyi gelecektir bizlere. Ne var ki çok mutsuzuz ve sürekli yakınıp ağlıyoruz. Aynı zamanda mükemmel doğru ve kusursuz insanlarız. İşte bunların hepsinin yalan bağımlılığıyla karışımı o bulamaç hiç çekilmiyor. O halde bu miskinliğe bir sınır koymanın zamanı geldi de çoktan geçmedi mi?
BU YAZI DİZİSİNDE YAKIN TARİHİN EN BÜYÜK YALANLARININ ŞÖYLE BİR ÖZETİNİ GEÇECEĞİZ…
Yalanları, bir halkın karakteri ve kaderidir. Bizim toplumumuzun yalanlarından karakterini kavrayacak ve kader falına bakacağız.. İlk planda ele alacağımız 7 başlık:
1- AKP demokrasi getirecek,
2- HDP demokrasi getirecek,
3- Gezi Hareketi yalanları,
4- Muhalefet muhalefettir,
5- Solcular solcudur,
6- Bilim ve sanat iyi şeylerdir,
7- Medya ve sosyal medya faydalıdır…
1 - AKP DEMOKRASİ GETİRECEK YALANI
Önce “demokrasi” denilen kavram, neresinden bakarsanız bakın boş bir kavramdır, bir aldatmacadır, bunu kaydetmek gerek. Nedir en güzel anlamıyla demokrasi? Seçimle iş başına gelmek. Seçimlere hiçbir biçimde eşit koşullarda girilmediğini aklı başında herkes bilir. Az çok eşit koşullarda giren büyük güçlerin yarışında ne dolaplar döndüğünü de… Bizdeki seçimlerde yaygın hile yapıldığını siyasi iktidar bile kabul etmişti en son. ABD başkanlık seçimine bakın! Derin devletle oligarşinin masa başı oyunu, enayi kandırmacası. Üstelik en adil koşullarda seçim gerçekleşse bile, kim “çoğunluk en haklı ve en doğrudur” diyebilir? Hz. Muhammed, Atatürk, Lenin, Danton, Cromwell, Washington vs vs. çoğunluğun iradesini mi beklemişti? Kongreyi işgal eden Çelik Bilek haklı: “ABD seçimle kurulmadı.” Tabii buradan çıkarılacak sonuç darbelerin meşrulaştırılması da olmamalı. Faşist darbe rejimlerine karşı elbette seçimli göstermelik demokrasi daha iyidir. Ancak demokrasi kandırmacasına da bir sınır çekmek gerek. Tarih boyunca tamamı hiçbir yerde görülmemiş bu nanenin. Onun yerine, yine tartışmaya açık, yine üstünde bir türlü anlaşılamayan, ama biraz daha elle tutulur olgulara dayanan “hukuk”, “adalet” gibi kavramları öne çıkarmak gerek bence…
Peki kimler bağırıp duruyordu “AKP demokrasi getirecek” diye bas bas… Tüm öteki sesleri şiddetle bastırarak? Elbette en başta AKP’liler… O zamanki AKP ileri gelenlerinin çoğu (siyasiler, medyacılar, yazarlar vb.) şu an muhalefet cephesinde. Ana muhalefet CHP ile kol kola. Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan… Demek ki hâlâ bulamamışlar demokrasiyi. AKP’nin en nobran, en şedit kanadı FETÖ “AKP demokrasi getirecek” korosunun en başındaydı. Yüzlerce koldan binlerce kanaldan her gün beyin yıkayışlarını düşünün. Ergenekon, Balyoz davalarının planlayıcısı, militanıydılar. Başbakan Tayyip Erdoğan hayranlıkla onları izler, arkalarında dururken “Ben bu davanın savcısıyım” dedi mi demedi mi tartışılırken… İşin ucunun kendine kadar dokunacağını henüz tahmin edemiyordu. (Eğer o zamandan tahmin edebilmişse, doğruluk açısından değil ama siyasi liderlik açısından dehası daha da takdir edilmeli)
FETÖ bu demokrasi aşkını 15 Temmuz’da darbe kalkışmasıyla taçlandırdı. Muhalefetin “FETÖ’yü siz bu kadar güçlendirdiniz” suçlaması her ne kadar çok doğruysa da bu geçmişe dönük bir günahtır. Ancak şimdiki muhalefetin FETÖ ile kolkola “demokrasi” için resim vermesi güncel bir ihanet! Kılıçdaroğlu akıl hocası Enver Altaylı’ya ve daha birçoklarına ciddi bir açıklama getirmedi henüz. “FETÖ borsası”ndan bahsetmeyi iyi biliyorlar ama nedamet getirmemiş aktif FETÖ ile ilişkilerinden sıkılmıyorlar. Bu gücün Sözcü başta birçok “muhalif” yayını finanse ettiği iddiaları hep örtülüyor.
Siyasal dincilerin en büyük destekçisi o gün ve bugün satılık entelektüeller, medyacılar, liberaller, liberal solcular ordusuydu. 2013’e dek Cumhuriyet’in kurumları tasviye edilir, devletin, ordunun, yargının yapısı değiştirilirken “Askeri vesayet rejimi kaldırılıyor”, “Kemalizm tasfiye ediliyor” diye düğün bayram ettiler. Bu güruhun önemli insanlarından yüzlercesi şimdi CHP’nin başında. 10 Aralık Hareketi, HDP bağlantılılar, ABD’nin doğrudan elemanları… Canan Kaftancıoğlu, Böke, Çeviköz, Salıcı… Şimdi CHP’nin başında bulunanlardan ancak küçük bir bölümü başından beri AKP’ye muhalefet etmişti. Ama kaset operasyonu ile CHP yeniden örgütlendikten sonra onlar da ABD’ye ve FETÖ’ye daha bir kuvvetle bağlandılar. AKP’ye muhalefetleri taktik icabıydı. Ta ki FETÖ tam tasfiye edilene dek. O zaman daha bir motive oldular AKP’ye düşmanlıkta.
Bu dönemde “demokrasi adına” hiç mi kazanım sağlanmadı? İşimiz futbol taraftarı gibi yanlı değil, nesnel bakmak. Askeri vesayet ortadan kaldırıldı, bu bir bakıma iyiydi. Ordunun gardrop Atatürkçüsü bir darbe imkanı, yapısı temelden değiştirilerek ortadan kaldırıldı. İşin sadece bu yönü bizim gibilere göre bile olumsuz bir şey sayılmazdı, ama bizim bile önceden tahmin edemeyeceğimiz bambaşka tür bir darbeye yol açtı. İktidar buradaki suçunu kısmen kabul etti, tam kabul etmedi… Muhalefet ise kısmen bile kabul etmedi. Başka?.. Faili meçhuller dönemi sona erdi. Önceki DSP-MHP iktidarında biraz azalmıştı, AKP’nin ilk yıllarında daha da azaldı. Bir süre sonra ise bitme noktasına geldi. Gözaltında ve cezaevlerinde kötü muamele, işkence ve ölümler büyük ölçüde azaldı. Medyada tekellleşme ve tek tipleşme arttı, ama ifade özgürlüğü biraz daha genişledi. Elbette bu türden bazı olumlu şeyler, “demokrasi”yi gerçek anlamda getirmeye yetmedi. Kamuda ve sosyal yaşamda onca taciz, baskı, uzaklaştırma yaşanırken, onca yoğun gözaltı ve tutuklama ortamında, o davalar arasında…
Ama koro susmuyordu. “AKP demokrasi getiriyor!” Olayın rengi Gezi’den önceki birkaç ayda değişmeye başladı. Liberaller ve FETÖ çatlak sesler çıkarmaya başladı. Neden? AKP ve Tayyip Erdoğan beklentilerini karşılamıyordu. Barış süreci tavsamaya başlamıştı. AKP yönetimi daha fazla taviz vermiyordu. İpleri tümden FETÖ’ye teslim etmiyordu. ABD’nin BOP beklentileri, PKK-HDP’yi Kürtlerin temsilcisi olarak tanıtma planı sekteye uğruyordu. Gezi (2013) ve Hendek (2015), ittifaklarda büyük kırılmaları beraberinde getirdi (ikisini de ayrıca ele alacağız) AKP demokrasi getirecek yalan korosu dağıldı.
Açık konuşmak gerek: 2013’e dek “AKP demokrasi getirecek” korosunu birleştiren temel vektör ABD dostluğu ve desteğiydi. Bu ittifakı bozan da aynı güç oldu. Bugün muhalefetin onca farklılıklara karşın çimentosu ASLA AKP KARŞITLIĞI DEĞİLDİR… Sadece görünüşte bu böyle algılanıyor. Taban böyle sanmak istiyor. Bu çimento ABD işbirliğidir. Çünkü bu muhalif güçlerin birçoğu geçmişte ya AKP’liydi ya da AKP destekçisiydi. Niye AKP’nin kuruluş amaçlarına düşman olsunlar! Bir kısım solcu “Yetmez ama evet” diyerek çaprazdan, bir bölümü yiyin birbirinizi diyerek (yiyenlerden biri iktidardaydı) yan taraftan iktidara destek atıyordu.
Bugün kimi hapiste, kimi yurtdışında kaçak yaşayan, kimi gözaltına alınmış, tutuklanmış çok sayıda muhalif yazar, gazeteci vb… Geçmişte “Kemalizm tasfiye ediliyor” diye zil çalıp oynayanlardı büyük çoğunluğu… AKP demokrasi getiriyordu? Ne kadar traji komik değil mi? Ahmet, Mehmet Altanlar, Ilıcaklar, Can Dündar… Çoğuna şimdi samimiyetle acıyoruz… Ama durup dururken baskıya, teröre uğradılar sanki… Sanki bu ülkede PKK terörü yüz binden fazla can almadı… Bu ülkede Kemalizmi tasfiye davalarında ölümler yaşanmadı… 15 Temmuz Kılıçdaroğlu ve danışmanının dediği gibi kontrollü bir oyun, tiyatroydu sanki.. AKP’ye destek edebiyatının koçbaşları Orhan Pamuklar, Elif Şafaklar ne der bu tiyatroya, romanını yazarlar mı acaba?
Şimdi muhalefetin cumhuriyetçi, laik, Atatürkçü olduğunu… Bir bölümü de solcu, sosyalist olduğunu iddia eden tabanı bunları bilmiyor mu? Biliyor. İşine gelmediği için kabul etmiyor. Demokrasi budur işte… Milyonlarca rahat yaşamın, ilkesiz karakterin, haksız çıkarın o dönemki çarpık duygu ve düşüncelerle güç bulması… Gerçek anlamda demokrasi hiç dertleri değil. Kim demokrat? CHP’de en ufak parti içi demokrasi mi kalmış? Yoksa Faili meçhuller döneminin içişleri bakanıyla mı sağlayacaklar bu demokrasiyi? Çakma solcular için ne diyeceğiz? “Cumartesi Anneleri” diye onlarca yıl ortalığı ayağa kaldırdılar, şimdi Meral Akşener ile kankalar… Ama normaldir, kitle katliamcısı PKK’nın askerlik şubesi HDP ile demokrasi getireceklerdi zaten. FETÖ de önlerindeydi. ABD desteğiyle demokrasi mücadelesi veren dünyanın ilk solcuları…
Taban açısından tek dert AKP’nin gitmesi… Sonrası ne olursa olsun… İşte demokrasi adı altında kitlelerin sürüleştirilmesi böyle oluyor. Dün “AKP demokrasi getirecek” diyen bire bir aynı güçler iktidara gelecekler AKP giderse. AKP’den ben de sıkıldım, bıktım. Ancak siyasi fala bakıyoruz: AKP’den sonrası AKP’yi aratacak. Bu insan kalitesiyle, bu muhalefetle… Büyük olasılıkla… O yüzden “muhalefete” en ufak sempatimiz kalmadı. Kılıçdaroğlu’nun iktidara geldiğini düşünün. Her yeni oyunda sıfır yeni bir deste kağıt! Aklımızı alır! Şaka bir yana bu ülke HDP kafalılara teslim edilemez.
Ülkenin birliği, iç savaş çıkmaması en büyük demokrasi… Kıymeti salaklar için ancak yokluğunda anlaşılacak nimetler… Bu konularda devlet, iktidar ne olumlu adım atıyorsa bizi memnun ediyor. Ülke ve halk zararına yapılan her şey bizi rahatsız ediyor, yararına her şey mutlu ediyor... Demokrasi iyi bir şeyse… işte bunlardır aslında.
2 – HDP DEMOKRASİ GETİRECEK YALANI
Dünyanın en iğrenç yalanlarını söyleyen Dünyanın en çirkin solu Türkiye’de…İlk yıllarında Apocular adıyla bilinen PKK terör örgütü, hakkındaki “MİT himayesiyle kuruldu ve büyüdü” söylentilerini doğrulayacak yönde işe başlamıştı. 70’li yılların ikinci yarısında. O zamanın hayli güçlü ayrılıkçı Kürt örgütlerine ve doğuda örgütlenmesi bulunan sol örgütlere yoğun saldırılarla. Apocular bu Kürt örgütlerinden, sol örgütlerden ve kendilerine taviz vermeyen Kürt aşiretlerinden çok sayıda devrimci, aydın, solcu ve Kürt öldürdü. 12 Eylül’e dek yaklaşık 100 kişi… Devlet tüm bu cinayetlere karşın Abdullah Öcalan’ın üstüne pek gitmedi, çünkü öylesi işine geliyordu. PKK ötekileri öldüre öldüre sindirdi, en büyük Kürt hareketi haline geldi.
80 darbesiyle birlikte tüm sol örgütlerle birlikte PKK da ağır darbeler aldı ve ezildi. 80’li yılların ortalarına gelindiğinde ilk toparlanıp güçlü biçimde eylemlere başlayan PKK idi. Merkezleri ülkeye çok yakın bir bölgedeydi, Suriye himayesindeydiler. Türkiye solu darbenin ve ona direnememenin ezikliğiyle PKK’ya tepeden tabana büyük bir sempati duymaya başladı. Onu tam doğru bulmasalar da “Marksist eğilimli, devrimci bir hareket” hızla güçlenmekteydi onlara göre. Türkiye solu, sol-sosyalist eksende mücadeleye girişemiyordu, kim güçlüyse “solda”, onun peşine takıldılar. PKK büyük amca olmuş, devletten kendi hınçlarını alıyordu. Zaten sosyalist ekseni bırakıp büyük ölçüde etnik-özgürlükçü-insan hakçısı liberal bir hatta kaymışlardı. Kapitalizmin önlerine koyduğu nimetlerden geçen yılların hıncını çıkarırcasına yararlanmaya bakıyor, Avrupa kulaklarına ne fısıldıyorsa onu solculuk kabul ediyorlardı. Birçok örgütün yurt dışı merkezi Avrupa gizli servislerinin denetimine girmişti.
Bu büyük furyaya istisnasız tüm sol-sosyalist gruplar katıldı. Herkes PKK ve onun yasal partilerinin sempatizanı, destek yarışçısı kesildi. Sosyal demokratlar da aynı çizgiye getirildi, PKK parlementoya sokuldu. Geriye sadece CHP içindeki inatçı Kemalist damar ve tek tek inatçı sosyalistler kaldı. (Benim gibi…) Vatan Partisi – Aydınlık grubu PKK etkisinden ancak 92’den sonra kurtulabildi. TKP ve ÖDP, HDP’nin AKP iktidarına yeterince tavır almaması sonucu beş altı yıl kadar onlardan biraz uzaklaştı, sonra hep birlikte yine aynı yörüngeye oturdular... Bunların… “Biz onları eleştiriyoruz, ayrıyız” yalanı en çok kullandıkları yalandır.
YALAN 1- Kitle örgütü adı verdikleri işbirlikçi yuvalarında (DİSK-KESK-TTB-bazı barolar-TMMOB), mitinglerde, kamuoyuna karşı hep birlikte hareket etmektedirler. Medyaları aynı dili kullanmaktadır. Bir ve beraberdirler. En son CHP (Atatürk’ün kurucu partisi) HDP’liler ve HDP zihniyetince ele geçirildi…
YALAN 2- “Ne yapalım, ülkede Kürtler var… PKK-HDP de Kürtlerin temsilcisi…” Bir tezde çok yalan… Kürtlerin çoğunluğunun HDP’yi desteklediği doğru değil. Barış koşullarında gerçekleşmeyen seçim sonuçlarına göre bile doğru değil. Fakat hadi diyelim ki yüzde 50’nin üstünde Kürt yurttaş onlara oy veriyor. Faşist bir güç, çoğunluğu ele geçirmiş diye halkın bir kesimini temsil edemez. Nazilerin Alman halkını temsil ettiğini onaylayabilir miyiz? Sormaz mıyız bu çoğunluğu nasıl ele geçirdi diye? Söyleyelim: 80 sonrasında PKK devlete karşı eylemlere başladı. Ama yine en çok kimleri öldürdü: Kürtleri… “Madem ki devletten korkuyorlar, bizden daha çok korkarlarsa Kürtlüğü ele geçiririz” planıyla hareket ettiler… Haklarında yazılmış bilimsel kitaplara da geçmiş bu alçakça strateji sonucunu verdi… PKK çoluk çocuk, sivil aydın binlerce Kürt öldürdü. Öldüre öldüre korkuta korkuta güçlendiler. Solcuları da böyle kazandılar. PKK-HDP tarihin yazdığı en tehlikeli, en büyük Kürt düşmanı harekettir. Nasıl Kürtlerin temsilcisi kabul edilebilir?
Yalan-2 nin başka bir maddesi: Başlangıçta ve geçtiğimiz yıllara dek PKK-HDP’ye büyük tepki duyan Zaza’lar, eski Dersim köklü Aleviler (ki solda kadro ve oy anlamında büyük potansiyeldirler) Kürt değildir. Kürt olmadıkları halde şiddet yoluyla yarı yarıya asimile edildiler. Çoğunluğu kendilerini Kürt olarak görmeye başladı. PKK bunu.. yüzlercesini öldürerek sağladı. Zaza Alevilerin desteğini çıkın, geriye ne kalıyor? Zaten kanla sağlanmış hiçbir oy desteği kabul edilemez. Edilirse zorla geri alınır!
YALAN 3- “HDP’ye oy atan herkes terörist mi? HDP 4 milyon oy aldı… Sindirmek ve buna uygun demokratik tavır almak zorundasınız.” HDP’ye PKK’yı sevmeyen, HDP’ye de eleştirel yaklaşan pek çok arkadaşım, akrabam vb.. oy attı.. atıyor. Kişisel olarak büyük çoğunluğu gerçekten “iyi” insanlardır. Fakat yaptıkları büyük bir cahilliğin, aymaz bir aptallığın sonucu utanç verici bir ayıptır. Terörizmin bile kendi içinde haysiyetsiz bir haysiyeti vardır. Terörist o eylemlerle hayatını ortaya koyuyor, canını veriyor. Fakat sizler, çocuklarını, yakınlarını el bebek gül bebek büyüten, pamuklara sarıp en iyi okullarda yetiştiren; kendi evlatlarının parmaklarını çöp batmasından sakınan ey tuzu kuru her şeyi bilen örümcek kafalılar… Verdiğiniz oylarla daha kendini idrak etmemiş 18 yaş altı çocukların dağa çıkmasına, o kirli emellerin aletine dönüşerek savaş ağalarının keyfi için can vermelerine… Ve binlerce vatan evladı askerin, polisin, sivilin, masumun ölmesine oy veriyorsunuz. Kafanızdaki o faşist demokrasiyle gerçeklere kulaklarınızı tıkıyor, bizim gibilerin seslerini kısıyor, duyacak kadar yaklaştığınızda ise s… olup sıvışıyorsunuz… Yıkılsın, ayaklar altında çiğnensin o demokrasiniz. Böyle oyların insanlık hukuku nezdinde katliama iştirakten başka değeri yoktur.
YALAN 4- “HDP ayrı PKK ayrı… Nasıl ikisini bir tutarsın.. HDP içinde PKK’ya tavır almaya çalışanlar var…” Bakın bu diğer yalanlardan da şerefsiz bir yalan.. Çünkü bunun böyle olmadığını söyleyen de biliyor.. Bir anlık dikkat dağıtmak, o saniye sizi oyalayıp kaçmak, bu derece hayati bir ayıbı gargaraya getirmek için bu yalanı söylüyor… Kürekle vurmak şiddete girer, yanında bol pasta bulunacak, bunu diyenin ağzına, her dediğinde pasta topağını tıkayacaksın… Bunlar, “HDP gerçekten PKK’dan biraz ayrı dursun” diyen kaç yüz HDP’linin PKK tarafından öldürüldüğünü biliyorlar mı? Elbette biliyor alçaklar… Ara sıra bir PKK terörünü ad vererek kınama… Değil mesafe koymak… Bir kınama bile gelmiyor HDP’den.. Evrensel hukuka göre hiçbir ülkede böyle bir partiye izin verilmez. Birileri diyor ki “HDP kapatılsın…” HDP ile birlikte hareket eden ve PKK terörünü (yüzlerce işçiyi öldürdükleri halde) bir kez bile ad vererek kınayamayan tüm sahte sol partiler de kapatılmalı. Terör sevenin yasal partisi olamaz. Terör yandaşları hiçbir ülkede mecliste bulunamaz. Buna CHP de dahil.
YALAN 5- “PKK-HDP solcudur… Solcu değilse bile bizdendir, bizim kanattandır..” Türkiye’deki en büyük yalanlardan “solcular solcudur” maddesinde ayrıntılı ele alacağız. HDP ile birlikte hareket eden hiçbir parti, grup veya kişi solcu değildir. PKK-HDP başından beri Avrupa destekliydi. 90’lı yılların başından beri ABD’nin yakın himaye ve güdümüne girdi. Bunlarla birlikte hareket eden tüm güçler ister süper devrimci, ister tertemiz komünist geçinsin ABD piyonudur. 80’li yılların ortalarından beri güdümlü bir sahte sol söylemle beyin yıkıyorlar. Oligarşik medya içindeki birçok liberal ile ortak hareket ediyorlar. Gerçek solu gösteren aydınları, yazarları bir şekilde allem edip kallem edip değişik yol ve bahanelerle yalnızlaştırıyorlar.
YALAN 6- BİR PAKET HALİNDE: “Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’de demokrasi sorunu çözülmez..” “Türkiye’de sol Kürt hareketine destek vererek güçlenir..” “Kürt hareketinin potansiyelini fark etmeyen, ona düşmanca yaklaşan şovenisttir, faşisttir, ırkçıdır…” 100 binden fazla insanımızı kaybettik bu savaşta, sol ABD ve Avrupa ajanı haline geldi… 100 bin kişi daha ölse bu yalancılar aynı yalanlarına daha yüksek sesle devam eder.
YALAN 7- “HDP’ye yüklenenler Kürt düşmanıymış da kendileri solcuymuş…” Bunu diyenlerin çoğu dost veya düşman olamayacak kadar zavallı insanlar… Aydınlık’tan ayrılan birileri de böyle diyormuş hakkımda… Ruhları buruşmuş acuzeler… Tekrarlıyorum: PKK’yı bir kez samimi kınasın, onayladığımdan değil, jest olsun diye ilk seçim oyum HDP’ye! (Bunu kim bilir kaçıncı salakça tekrarım. Muhataplarımda en ufak bir samimiyet var sanki..)
YALAN 8- Ortaya karışık… “HDP ile anayasa çalışması yapmadık…” Belediyelerde HDP ile ortak hareket etmiyoruz…” “PKK’nın kötü yönleri bulunabilir, ama laik bir hareket…” “PKK terörist olabilir ama kadınları özgürleştiriyor…” “AKP gitsin onları hallederiz…” "HDP mecliste olmazsa terör artar.." vs. vs. vs..
BU BÖLÜMÜN SON SÖZÜ: Bu gerçekleri yazıyor ve üstüne üstlük zamane solcularından, muhalefetten kulak vermelerini ve hatta desteklerini bekliyorum. :) Halbuki ne kadar itelenip kakalanmış, dışlanmışsak en çok da bunları söylediğimiz içindir. Bize yine söylediklerimiz yüzünden iktidar tarafı zaten kapalı… Çabalarım tam bir komedi… Ama mizahı seviyorum bereket…
DEVAM EDECEK...
Kaan Arslanoğlu
