KAAN ARSLANOĞLU:İLİM KALİFORNİYA'DA DA OLSA GİDECEKSİN!
Madem o gelemiyor, Türkçenin Batı dilleri içindeki muazzam etkisini kapsamlı ve derin çalışmalarla ortaya koyan Norm Kisamov’u yerinde ziyaret etmek farz olmuştu. Bir haftalığına gittik, onun evinde candan konukseverliğiyle kaldık ve pek çok konuda bol bol sohbet ettik. (...)
Bizim konumuza ilgisi Sovyetler döneminde bugünkü Türki cumhuriyetlerinde çalışırken uyanmaya başlamış. Bazı Türkçe sözcüklerin İngilizce sözcüklere ne kadar çok benzediğini gördükçe. Önemli Sovyet Türkologlarının kitaplarını okudukça bu benzerliğin rastlantı olmadığını kavramış. Sürekli üstü örtülen, sürekli şu veya bu şekilde yasaklanan bilgi yığınına ulaştıkça, diller ve milletler tarihinin özünün bu yayınlarda yattığını anlamış. Amerika’da da aynı çalışmaları devam ettirmiş. Hiç Türkçe bilmeden ve hiç Türkiye kaynaklı yayın okumadan sorunun özüne ulaşmış. Düşünün! Tüm TC vatandaşı yazarlar, tarihçiler, dilbilimciler bundan ibret almalı. Çok uzaklardan ve Türkçe bilmeden görüleni bizimkiler neden ve nasıl göremiyor? Üstelik Norm ilk örnek değil. Listelesek 50’den fazlayı bulan önemli yabancı bilim insanı bu gerçekliği değişik dönemlerde orasından burasından hep dile getirmişler.
Norm’a “yabancı” dedik de, aslında o hiç de yabancı değilmiş. Annesi Tatar Türk. Nöro-psikiyatri uzmanı doktor ve resimlerinden gördüğüm kadarıyla çok güzel bir kadın. Babası da gayet karizmatik bir tip. Ukrayna Yahudisi bir hesap uzmanı. Anne ve babasının evliliğinden müthiş bir roman çıkar. Annesi binbaşı rütbesiyle 2. Dünya Savaşı’nda askere alma sağlık kurulu başkanı. Sonradan akıl hastanesi başhekimliği de yapmış. Kocasını bu sağlık kurulu muayeneleri sırasında seçiyor. Tabii o kadarı şaka da, aslında tanışmaları ve ilişkileri böyle başlıyor. Sonra babası savaşa katılıyor, kopuyorlar. Baba birçok cephede birçok madalya alıyor, en büyük nişanını Berlin’e girdikten sonra takıyor. Bu arada dayısı da önemli bir Bolşevik savaş kahramanı, Sovyetler’de üst düzey konumlara ulaşıyor. Ancak o da Stalin’in hışmına uğrayıp Sibirya’da toplama kampına sürülüyor. Norm’un annesi onu kurtarmak için bir operasyon düzenliyor, falan… Oraya girmeyelim, iyice uzayacak.
Babası savaş bitince Moldova’da görevlendiriliyor. Orada ölümcül bir hastalığa yakalanıyor. Annesi Moldovya’ya gelerek onun hayatını kurtarıyor. Sonra evleniyorlar. 1948’de Norm doğuyor. Gayet romantik başlayan evlilik giderek o havadan iyice uzaklaşıyor. Zaten Norm 15 yaşındayken baba ölüyor. Üstünde baskın ve olumlu izler bırakan güçlü figür hep annesi oluyor.
Ne var ki evde yalnızca Rusça konuşuluyor. Norm üç beş kelimeden fazla Türkçe öğrenemiyor. Türk kökenli Rus veya Sovyet vatandaşları üstünde ne kadar yoğun bir Ruslaştırma baskısı bulunduğunu ancak yetişkin hale geldikten sonra geriye baktığında anlayabiliyor.
Oysa o iyi bilinen sözün betimlediği gibi “Rus’u azcık kazıyın, altından Türk çıkar.” Rus ve Sovyet tarihinin her alandaki önemli kişilerinden yarıya yakını Türk’tür veya Türk kökenlidir. Rus ve Sovyet başarılarının yarıya yakını Türk başarısıdır. Bu çok somut olgu bugüne dek hep inkar edilmiş, bahsedildiğinde geyik muhabbeti konusu sayılıp küçümsenmiştir. Oysa başarıların hakkını vermemek, nankörlük, vefasızlık ve haince yalancılık Sovyet başarısızlığının önemli nedenlerinden biridir......
