MEHMET TANJU AKAD:RİSK YÖNETİMİ
İstisnalar olmakla birlikte, insan adalete yatkın bir canlı değildir ya da herkesin adaleti kendinedir. Sonuçta köleci toplumun da bir adaleti vardı. Dinler ve öğretiler ve hatta hukuk bunu değiştirememiş, ya mevcut yapılarla uzlaşmış veya çok az değiştirebilmiştir. Yani, toplum insanların risklerini ortadan kaldıramaz. Her birey, her kurum ve her ülke yeteneklerine göre kendi risklerini yönetir. Kumar oynayan bir babanın ailesini sefalete sürüklemesi, ödeyemeyeceği borca giren esnaf veya ticarethanenin iflası, yanlış ürün yetiştiren çiftçinin acıklı hali, kazanamayacağı ve kaçınabileceği bir savaşa giren ülkenin kayıpları her dönemde rastlanan şeylerdir. Şayet risklerini yönetecek aklı ve yeteneği yoksa ceremesini çeker ve yakınlarına de çektirir. Elbette kimi aman kuraklık veya hastalık gibi felaketler, kaçınılması mümkün olmayan savaşlar vs. vardır. Ama bunlar bazen tedbirle hafifletilebilir, bazen tedbir mümkün değildir veya uygulayacak basiret yoktur. Siyaset de basiret ister. Ahalide basiret yoksa ne yapsan fark etmez. Kimi zaman toplum bir histeri kriziyle yöneticilerinin büyük yanlışlarına ortak olur. Örneğin Japonlar Çin’i ve batı Asya’nın tümünü işgal ve sömürgeleştirmeye girişince ahalinin büyük kesimler buna katıldı ve akıllı insanların sesi duyulmaz oldu. Sonuçta iki atom bombasıyla uyandılar. Almanya ahalisi Hitler’in peşine takılırken risklerini ölçtü mü?
.....
İnsanlar ve toplumlar çoğu zaman risk yönetimini başkalarına bırakır. Bizim ülkemizde fazlaca görülen bu kolaycılık sıkıntılarımızın artmasının başlıca nedenidir. Apartman yönetimine karışmayan daire sahibi şişirilmiş tamirat faturaları karşısında şok geçirir. Kooperatif üyesi on yedi yıldır teslim edilmeyen dairesini dokuz yıl daha bekleyecek, bu arada evin değerinin iki-üç katını ödeyecektir. Sendika yöneticileri de imzaladıkları sözleşmeden zengin olurken, işçiler havaya bakacaktır. Sözde yurttaşın sözde iradesini meclise ve yönetime sözde taşıyacak olan siyasi partiler de risk açısından karmakarışık bir manzara arz eder. Aslında risk sadece güç oyunlarında üste çıkma konusunda vardır, bu oyunun dışındakiler için ortada risk falan yoktur, sadece sürekli çırak çıkan ahali kesimleri vardır. Bazıları bunlara hatalı olarak “halk” adını verir, halbuki herkesin halkı kendi mezhebine göre farklıdır. Son iki asırda veya biraz daha fazlasında, “halk” adı verilen kesim adına konuşmak moda olmuştur. Bu bedava olduğundan herkes yapabilir. Eski sosyal hiyerarşide yapamazlardı, çünkü belli kastların dışında kimse ayrıcalık edinemezdi. Şimdi herkes “halk adına” talepte bulunabilir ve “halkın” sözde taleplerini sözde savunurken cebini doldurabilir. Gerçi, her halk kesiminin kendi taleplerini savunmak için örgütlü olması gereği anlaşılmıştır ama, burada farklı “halk” kesimlerinin sözde talepleri onlar adına başkaları tarafından çarpıtılarak ifade edilir ve sözde savunulur. Tüm bunların etkisi altında “halkı” sevmek, ona acımak, arka çıkmak daha makbul, hatta daha etik bir davranış sayılmıştır ki, bu aslında dinlerde de mevcuttur. Fakire sadaka ver, kölene iyi davran vs. Ama işte bu davranışlar, ezildiği öne sürülen kişi ve kesimleri kendi risklerini yönetmekten alıkoymaktadır, tıpkı hazırlop formüller veren kitapların insanları düşünemez hale getirmesi gibi. Çocuklaşan ya da çocukluktan çıkamayan insanlar aynı zamanda edilgen hale gelerek iradelerini başkalarına terk etmektedir, çünkü diğer yol, yani risklerini yönetmek zordur. Ayrı sıkıntılara yol açar. Bunun yerine “elle gelen düğün bayram” diyerek durumu kabul eder. Tabii her bireyin edilgen olduğunu söyleyemeyiz, ve cemiyetlerin de edilginlik seviyeleri farklıdır.
.....
Tüm bunları göz önüne alarak, ülkemiz ahalisinin alternatif üretmemesinin çok sayıda nedeninden bir tanesini daha ortaya koymaya çalıştık. Hayat bu kadar basit değil ama bu faktörün de ihmal edilemeyecek bir payı vardır. Kaldı ki, her rejimin özgün koşullarında kendi risklerini daha iyi yönetecek, bir şekilde gemisini yürütecek bireyler ve kesimler mevcuttur. Çok ilginç bir nokta da kuyruğuna basılmış gibi feryat edip yaygara yapanlar da en çok bu kesimden çıkmaktadır. Tezatlarla dolu Türkiye.
