SAFLAŞMANIN NERESİNDEYİZ
Değerli dostlar, bu yazımda, sıkça karşımıza çıkan ve arkadaşlarımızın kafasını kurcalayan "Yahu ha ABD ha Rusya,Çin ne fark eder hepsi yayılmacı Emperyalist güçler değil mi ?" sorusuna bilimsel ve teorik temelde yanıt arayacağız.
Öncelikle adlarını saydığımız bu üç ülkenin tarihlerine göz atalım. Hem Çin hem de Rusya 20.Yüzyıl içerisinde bir demokratik bir de sınıfsal devrim yaşamıştır. Rusya'da 1905 anayasal devrim ve 1917 Ekim devrimi
Çin'de ise 1911-12'de İmparatorluğu lağvedip Cumhuriyet'i getiren Xintai Devrimi ve 1949 da Çan Kay Şek'in Koumintang'ı yenilgiye uğratılarak gerçekleştirilen Maocu halk devrimi başarıya ulaştı.Ancak ABD'nin bunlara benzer bir tarihi bulunmuyor.İlk ve son demokratik devrimlerini 1775'de George Washington'un İngiliz Kraliyet ordularını yenerek bağımsız bir Cumhuriyet kurmasıyla gerçekleştirdiler.Bağımsızlıkla birlikte 1775'de B.Franklin'in yayınladığı Bağımsızlık Bildirisinin özünü oluşturan Demokrasi,Özgürlük,Eşitlik gibi ideallerinden 150 yıl sonra vazgeçtiler.
II.Dünya Savaşı sonrası kurulan düzende ise Küresel Emperyalist düzenin önderliğini İngiltere'den devralarak insanlık düşmanı Kapitalizmin ve Uluslararası şirketlerin merkezi konumuna geldiler.
Rusya 53'ler de Kruşçev ile Çin ise Mao'nun ölümüyle 76 yılı ortalarında revizyonist politikalar uygulamaya başladı.Bu politikalar 1991'de Sovyetler Birliği'ni dağılmaya götüren süreci başlatırken Çin'i ise Sosyalizm'den adım adım uzaklaştırarak burjuvazinin Çin'de güçlenmesine neden oldu.
Ancak her iki ülke de ABD ile aynı yerde asla değerlendirilemez.Geçmişten devraldığı birikimler buna kolayca izin vermez.Emperyalist olmanın ön koşulu patron sınıfının,burjuvazinin ve tekelci şirketlerin ülkeyi bütünüyle sarması ve devleti yönetecek konumda olmasıdır. Proleterya ve sermaye arasındaki çelişmeyi ve Kapitalizm'i tariften kaçınarak yapılan her Emperyalizm tarifi ya eksik ya da yanlıştır.
Geçmişten bugüne Çin ve Rusya'nın revizyonist politikalar ile adım adım kapitalizme ilerlemesine hep karşı çıktık ve eleştirdik bugün de Çin Halk Cumhuriyetinde bir işçi,köylü,emekçi iktidarının bulunduğunu düşünmüyoruz. Ancak sosyalizmin dünden bugüne değişim yaratan bir şey olmadığını bilakis sosyalizmin inişli çıkışlı bir süreç ve yol olduğunu savunanlardanız. Günümüzde sosyalist ülkelerdeki sağcı ve revizyonist politikaları durdurmanın yolu ise onlara düşmanca cephe almak değildir.
Tüm bunlara karşın Çin ve Rusya'yı, ABD ile aynı konumda değerlendirenleri de ikiye ayırmamız gerekir. Birinci grup : Bağımsız Türkiye'den yana ABD'nin yurdumuza karşı giriştiği yıkıcı faaliyetlere karşı Türkiye'nin yanında, ancak Dünya'da ki dengeleri bilmeyen anlamayan iyi niyetli insanlardır. İkinci grup : Çok daha tehlikeli Türkiye'nin ABD ve NATO ekseninde kalmasından hoşnut olan ve yurdumuzun kendini ABD'ye karşı savunma amacıyla ulusal politikalarını uygulayarak Çin ve Rusya'ya yakınlaşmasından rahatsız olan emperyalizmin kontrol altında tuttuğu kesimlerdir.
Sorunlara Türkiye'den bakmak zorundayız saldırının nereden geldiğini saptamak durumundayız.Bugün ülkemize yönelik saldırılar nereden geliyor ? Güneydoğu'da PKK'yi, geçmişte Hizbullah'ı silahlandıran ve destekleyen irade kim ? Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Abdi İpekçi gibi ilerici,kemalist aydınlarımızı Devletin içerisinde örgütlediği Kontrgerilla'ya öldürten irade kim ! Doğu Akdeniz'de, Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'ye namlusunu çeviren güç bizzat ABD'dir bugün ABD'ye karşı ulusal bağımsızlığı savunan bütün güçler, ister kapitalist olsunlar, ister sosyalist olsunlar, isterse başka türden bir kuvvet oluştursunlar, bunlar küresel sömürü sisteminin ve ABD saldırganlığının hedefi oldukları için bizim cephemizde olan kuvvetlerdir. ABD/NATO'nun bu tehditlerine karşı Rusya ve Çin Türkiye'nin doğal müttefikleridir. Mesele'ye Suriye'den bakalım yedi düvel ile birlikte Suriye halkının üzerine çullanan,IŞİD', El Nusra'yı ÖSO'yu YGP'yi Suriye'ye ve bölgemize musallat eden haydut, ABD'dir. Rusya ve Çin ise Emperyalizme ve onun taşeronu olarak bölgede varlığını sürdüren bölücü,gerici örgütlere direnen Suriye halkının yanındadır.
Meseleye Venezuela'dan bakalım coğrafi olarak kendisine çok yakın bir konumda bulunan ABD, işbirlikçi Latin Amerika ülkelerinin de yardımıyla Venezuela'yı ekonomik olarak abluka altına almış ve halkı da yüksek enflasyon nedeniyle ortaya çıkan yoksullukla cezalandırmıştır. Rusya ve Çin ise burada Venezuela petrolünden pay almak isteyenlerin değil, yiğit Maduro'nun ve direnen Venezuela halkının yanındadır. Saflaşmalar sloganik tümcelere göre değil olgulara ve durumlara göre belirlenir değerli dostlar. Bir Bilimsel sosyalist'in değerlendirme yaparken bakması gereken Turnosol kağıdı budur.
