Sanatçı gözüyle

Seçenek…

Yaşam içinde eleştirdiğiniz hangi olay olursa olsun, eleştirinin yanında bir alternatif, bir seçenek geliştirmediğiniz zaman o eleştirinin fiiliyatta hiçbir anlamı yoktur. Bu, bizim ülkemizde, özellikle de kendisini solda olarak tanımlayan çevrelerde çok sık rastlanan bir durumdur.

Türkiye’nin tarihsel anlamda ciddi bir devrimci, sosyalist birikimi olduğu kesin. Daha eskilere de gidebiliriz ama haydi 1920 lerden, yani Mustafa Suphi’lerden alalım. O tarihten bugüne, inişli çıkışlı bir mücadele tarihidir Türkiye devrimci hareketi. Dünya konjöktörüne paralel olarak ivme kazanmış ya da dip yapmıştır. Tabi bu iniş çıkışları sadece dünya konjöktörüne bağlamak da yanlış olur. Türkiye’deki siyasal ya da ekonomik karakterdeki emek hareketleri de çoğu zaman belirleyici olmuştur.

Ancak tüm bu emek hareketleri ya da çeşitli toplumsal olaylar sonucu alanlara yansıyan kitlesellik, bir siyasi önderlik etrafında toplanmak yerine, küçük küçük parçalara bölünerek sistem için tehlikeden uzak bir konuma sürüklenmiştir sürekli. Dünya devrimler tarihine baktığımızda tüm ülkeler için söz konusu olan bir durum bu aslında. O büyük an, o kırılma anı geldiğinde, bu küçük gibi gözüken ancak pratiği ve ideolojisi ile doğru olan hareket öne çıkacak ve kitleleri yönlendirecektir ancak yaşadığımız emperyalizm çağında, bir birinden neredeyse nüans farklılıkları ile ayrı duran yapıların da, azami müştereklerde bir araya gelmesi ve bir cephe oluşturması zorunludur.

Bu ön girişten sonra yazımın başlığı olan seçenek konusuna gelelim yavaş yavaş.  Evet, güncel siyasi mücadele içinde koca koca laflar edip, devrimden, sosyalizmden bahsedip, her gün sosyal medyada devrimci önderlerin fotoğraflarını paylaşıp, devrimci şarkılar dinleyip ve sonra da çözüm olarak düzen partilerinden birinin kuyruğuna takılıp devrimcilik oynayanlardan bahsediyorum. Daha çok da, devrimlerin önündeki en büyük engel olan sosyal demokrasi tuzağından bahsediyorum. İnsanların devrim umutlarını sistem içinde eritme görevi üstlenen, ya da bir başka örnekle, devrimci şiddeti bir paratoner gibi alıp toprağa akıtan ve yok eden, ya da bir ökse gibi devrimin kartallarını avlayan, evcilleştiren sosyal demokrasiden bahsediyorum.

Şimdi pekala şu soru sorulabilir tabi. Emperyalizme karşı yaratmak istediğimiz cephede sosyal demokratlar olamaz mı? Tabii ki olur. Hatta sadece sosyal demokratlar değil, tüm partiler olabilir. Ancak burada kıstas, gerçekten böyle bir tavır ya da samimiyet içinde olup olmadıklarıdır.  Emperyalist batılı merkezlere bağlılıklarını her seferinde deklare etmiş, fiiliyatta her gün bunu ispat eden yapılar mevcut iktidarı devirse ne olur devirmese ne olur. Bir zamanlar bir banka reklamı vardı, anımsayanlar olacaktır, şöyle diyordu reklam sloganın da; Yok aslında birbirimizden farkımız ama biz Osmanlı bankasıyız.. İşte tam da sistem partilerini tarif eden bir slogan aslında. Yok aslında birbirimizden farkımız ama biz falanca partisiyiz.

Yukarıda da bahsettiğim gibi, o kırılma anı, o büyük an geldiğinde yaşanacak olan kora kor mücadele safhasına gelene kadar önümüzde yüzlerce mücadele aracı var. Bunlardan biri de seçimler elbette. Kuşkusuz seçimler bir nihai hedef değildir. Sistem bütün kurumlarıyla sınıflı toplumun, esas olarak da sermaye sınıfının çıkarlarını korumak üzere örgütlenmiştir. Ama burjuva anlamında da olsa seçimler, örgütlenme, mevzi kazanma, moral kazanma anlamında önemlidir. Bu süreçte yine yukarıda bahsettiğim sosyal demokratlarla iş birliği yapılmaz mı? Yapılır tabii ki. Ama nasıl? Program temelinde elbette. Ya da size bunun karşılığında belli mevziler kazandıracaksa. Ama illa ki anti emperyalizm, bu olmazsa olmaz. Eğer bu noktada bir uzlaşı yok ise, o birliktelikten şahsi olarak, parti olarak kazanılacak, ya da ülkenin, hatta bölgenin kazanacağı hiçbir şey yoktur.

Bu yüzden, ülkenin başındaki bir beladan kurtulmak adına, başka bir belayı ülkenin başına musallat etme yanlışından derhal kurtulmalı, tüm anti emperyalist, tam bağımsızlıkçı ve emek güçlerini bir araya getiren bir geniş devrimci birlikteliği mutlaka sağlamalıyız. Bunu yazmak, söylemek, dilemek kolay tabi ancak yazmak, söylemek ve dilemekle olmuyor tabi. Nihai hedefi sosyalizm olan tüm yapıların bir biri ile sürekli diyalog ve eylem birliği içinde olacağı bir pratiği yaratmak şart. Ortak noktaları öne çıkararak birlikte hareket etmek şart. Ülkenin tam bir siyasal atmosfer ortamı yaşadığı seçim günlerinde güçleri birleştirip bir seçenek yaratmak şart.  Burada ille de seçim kazanmaktan, iktidar olmaktan bahsetmiyorum tabi. Elbette nihai hedef odur ama Türkiye halkına, milletimize, özellikle de emekçilere, bu düzen partilerine mahkum ve mecbur olmadıklarını göstermek şart.

Ben eminim ki bu sağlandığında, belki de sosyalist, devrimci arkadaşların bile çoğunun tahmin edemediği ölçüde bir gücümüzün olduğu görülecektir. Doğru, güvenilir bir cephe kurulduğunda ve kitlelere ortak bir adres gösterildiğinde, yani düzen karşıtı ciddi bir örgütlenme yaratıldığında azımsanmayacak ölçüde destek alacağı kesindir. Bunun somut koşulları vardır bu ülkede. Nereden mi biliyoruz? Türkiye Amerikan karşıtlığında dünyadaki ülkeler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Türkiye’nin son birkaç yıldır izlediği Asya merkezli dış politika ve Orta doğudaki son gelişmeler de bunun önemli göstergelerinden. Burada iktidarın son birkaç yıldır mecburiyetlerden kaynaklı doğru hamleleri olsa da, tarihsel misyonu gereği, batıdan ve Amerika’dan kesin bir kopuş gerçekleştirmesi mümkün değildir. Bunu sağlayacak olan devrimcilerdir, sosyalistlerdir. Eğer biz bu seçeneği yaratamaz isek, Türkiye’deki anti emperyalist, yurtsever, devrimci potansiyel sistem partileri içinde erimeye, yok olmaya, değersizleşmeye, anlamsızlaşmaya devam edecektir.

Bu çağrım, bu idealim, bu hayalim gerçekleşir mi yoksa bir ütopya olarak mı kalır bilemem ama emeğin ve bağımsızlığın şarkılarını üreten bir sanatçı olarak tarihe not düşmek benim görevim. Yeni yıla girerken sosyal medya hesaplarımda bir dileğimi paylaşmıştım ve Türkiye Gerçeği haber sitesi de o dileğimi sizlere aktarmıştı. O dileğimi yineleyerek bu ilk yazımı sonlandırmak istiyorum.

“Yeni yılın emekçiler açısından bir kazanım ve devrimci seçeneğin öne çıktığı bir yıl olması dileğiyle”

Türkiye Gerçeği haber sitesine de yayın hayatında başarılar diliyorum. Anti Emperyalizm temelinde yurtsever bir cephenin bir an önce oluşması, sosyalistlerin, devrimcilerin, Nato’cu, batıcı, Amerikancı partilerin kuyruğundan, tuzağından bir an önce kurtulması en büyük dileğim…

13.01.2020 Didim / Aydın