İSMAİL DURNA YAZDI:ÇİN DENEYİNİ TARTIŞMANIN ÖNEMİ
Geçtiğimiz Ekim ayında dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin Halk Cumhuriyeti’ni ve ÇKP’nin kongresini merakla izledik. Ekim Devrimi’nden sonra dünyaya damgasını vuran Çin Devrimi bugün nasıl bir süreçten geçiyor? Saflaşmalar ne durumda? İki çizgi mücadelesi nasıl bir seyir izliyor? İşçiler köylüler bu işin neresinde? Bütün bunları bilimsel sosyalist açıdan değerlendireceğiz.
Bu tartışma Türkiye Devrimi’nin teori ve programını daha da zenginleştirmeyi hedeflemelidir. Türkiye’nin emperyalizmle olan ilişkilerini, Rusya’nın tavrını, Suriye savaşını, Avrasya- Atlantik çelişmelerini anlamak için bu tartışmayı yapmak önem kazanıyor.
ÇKP, Dünya’nın ikinci ekonomisini, nüfus olarak da beşte birini yönetiyor. Küreselleşmeyi benimserken ‘Çin’e özgü sosyalizmi’ uyguladığını iddia ediyor. Bir taraftan özel girişimi desteklerken diğer taraftan da karma mülkiyeti geliştireceklerini söylüyorlar. Bir taraftan kapitalist üretim ilişkilerini sürdürürken diğer yandan “modern bir sosyalist topluma geçileceğini” söylüyorlar. Bütün bunları Türkiye sosyalistlerinin yakından takip etmesi ve tartışması gerekiyor.
Günümüz Çin’ini sosyalist olarak görenler olduğu gibi kapitalist olarak değerlendiren örgütler de var. Bunların dışında Çin’in tam bir yol ağzında olduğunu söyleyen orta yolcu bir çizginin olduğunu da belirtelim.
Bugünün ÇKP’si, Mao ile Deng Xiao ping’i teorik olarak aynı çizgiye oturtuyor. Oysa Mao döneminde yaşanan iki çizgi mücadelelerinde Deng Xiao ping hep Mao’nun karşısında olmuştur. ÇKP içindeki sağ sol ayrımının simge isimleri yine Mao Zedung’la Deng Xiao ping’dir. Bu nedenle Mao ile Deng Xiao ping arasında yaşananları anlamak bugünün sürecini anlamak için anahtar değerindedir.
Kapitalizm ve sosyalizm arasındaki farkları netleştirmek bilimsel sosyalistlerin temel bir görevidir. Nasıl ki, geçmişte Sovyetler’i eleştirmek işçi sınıfı devrimciliğinin bir gereği ise, bugün de Çin’i eleştirmek temel bir görevdir. Kaldı ki, Türkiye ve Çin pek çok konuda birbiriyle benzeşiyor. Onun için de bu ülkenin pratiğini tartışmak ve tahlil etmek anlam kazanıyor.
Tıpkı 1970’ler de olduğu gibi revizyonizme karşı cesur çıkışlara ihtiyacımızın olduğu bir süreçten geçiyoruz. Bilimsel sosyalistler eleştiriden ve eleştirmekten korkmaz. Şiddetli eleştiri ortamı ve fırtınalı mücadeleler içinde çelikleşirler ve yeni yeni mevziler kazanırlar. Bu nedenle farklı düşüncelerin birbiriyle yarışmasını sağlamanın, bilimsel sosyalist hareketin konumunu daha da güçlendireceğine inanıyoruz.
