SÖYLEV Atatürk'ün geleceğe ışık tutan konuşması

20 Ekim. Mustafa Kemal Atatürk’ün 15 Ekim 1927’de başlayan ve 5 gün süren büyük konuşmasının sona erdiği gün.

Yoktan bir ulus, bir ülke yaratan Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmasıyla başlayan Kurtuluş Savaşı’nı anlatır gün gün “Nutuk” olarak bilinen o dev konuşmasında. 93 yıl önce yaratılan o “Nutuk”, o “Söylev” Türkiye Cumhuriyeti’ne sadece dünü değil, aynı zamanda bugünü ve hatta yarınıdır.

Çünkü Atatürk devriminin ölümsüzlüğü kültürel, siyasal, ekonomik bütünlük içinde Türk toplumuna insanca ve çağı aşan bir yaşam kurmayı amaçlamasından kaynaklanır. Taşıdığı evrensel özün de nedeni budur. Bu bütünlük kavranılamadığı için Türk devrimi de Atatürk de gereği ölçüde anlaşılabilmiş değildir.

Çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin, Atatürk devriminin insanlığa örnek bir ürünü olduğu gerçeği çok geçmeden unutulduğu için, yeni kuşaklar bu gerçeği yani varlık kaynaklarını hemen hiç öğrenememiş, bilememiştir.

Evrensel bir gerçektir ki, Atatürk yalnızca Türkiye Cumhuriyeti'nin değil, insanlığın geleceğinde yaşamaktadır. Bu gerçeği kavrayamadık, yolumuza bu gerçeğin ışığını tutamadık, tam bir bilinçler bu gerçeğin ışığında yürüyemedik.

Atatürk Türk halkının kişiliğinde insan'ı seven bir insanlık önderiydi: Bu gerçeği öğrenemedik, anlayamadık. Türk toplumu Atatürk devrimi ile başlayan büyük yürüyüşü içinde tüm engellere karşın, çağdaşı aşmaya yönelik büyük bir kültürel birikim ve güçlü toplumsal yapı oluşturmayı başarmıştır.

Bu yapı artık insanca bir yaşamın demokratik ilkelerinden vaz geçmeyeceğini, insanlık için ayakta kaldıkça, hiçbir gücün Türkiye Cumhuriyetinin demokratik gelişmesini engelleyemeyeceğini tartışmaya yer bırakamayacak ölçüde kanıtlamıştır. Çünkü "tam bağımsızlık" ilkesinden doğan Türkiye Cumhuriyeti "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesiyle beslenmekte, çağdaş ve insanca yaşamın tüm insanlığa maolasını beklemektedir. Özgürlükçü demokrasi, insana inanç rejimidir. İnsanların özgürlük içinde en doğru yolu bulabilceklerine, toplumun özgürlük içinde kendi kendini yönetebileceğine inanç üzerine kurulu rejimdir.

İnsanlara tam düşünce özgürlüğü tanımayı göze alamayanların insana inancı zayıf demektir. İnsana inancı zayıf olanların demokrasiye inancı gerçek olamaz. Bir topluma barış getirebilmenin temel koşulu, düşmanlık duygusunun soğukluğunu sevgi sıcağıyla eritebilmektir.

Kurtuluş savaşının ağır koşulları altında bile ulusun egemenlik ilkesine, parlementer demokrasiye bağlılığını ve özgürlük içinde kendi bağlılığını ve özgürlük içinde kendi kendini yönetebilme yeteneğini bütün dünyaya göstermiş olan Türk ulusu, kalkınma savaşını da demokratik rejim içinde zafere ulaştıracaktır.

Özgürlük, insanı, erken yaşta kişiliğine kavuşturur, çabuk erginleştirir. Çocuklarımızın, gençlerimizin erken yaşta kişiliklerine kavuşmalarından ürkmemeliyiz, kıvanç ve güven duymalıyız. Gerçek demokrasinin özgürlüğü içinde yetişen cumhuriyet çocukları, cumhuriyetin ve demokrasinin güvencesidirler. Şu sıralar Türkiye'nin en önemli sorunu demokrasiyi yaşatmaktır ve demokrasiye karşı olaların ülkede yaratmak istedikleri kargaşa, düşmanlık ve kavga ortamını sona erdirerek toplumu iç barışa ve can güvenliğine kavuşturmaktır.

Söylev, kurtuluş savaşının sürekliliğini vurgulayarak sona erer. Daha doğrusu sona ermiş gibi görünür. Çünkü, Söylev'in sonunda uygarlık, bağımsızlık ve özgürlük uğruna sonuna dek sürecek uğraşların ve savaşların tükenmez buyruğu yer alır. Bu açıdan bir bitmeyen söylev'dir; Atatürk'ün 85 yıl önce verdiği büyük söylev. Atatürk için "son" yoktur, çünkü her aşama bir yeni başlangıca geçiştir. Anayasa değiştirilebilir, yasalar çıkarılabilir, yasaklar konulabilir, cezaların en ağırları biçilebilir. Fakat anıtkabirin ve okulların duvarlarından Atatürk'ün Cumhuriyet'i gençliğe emanet eden sözleri indirilebilir mi? Okullarda okutulan kitaplardan o sözler çıkarılabilir mi? Buna hiçbir kimsenin ve yasanın, hiçbir iktidarın gücü yetmez. Buna kimsenin gücü yetmedikçe, EMANET kuşaktan kuşağa taşınacaktır, Atatürk'ün Cumhuriyet'ini, en başta, o EMANET'in bilincine eren, o EMANET'in sorumluluğuna varan genç kuşaklar yaşatacaktır. Atatürk'ün, 1927'deki SÖYLEV'inin son bölümüne girerken söylediği "BU NETİCEYİ TÜRK GENÇLİĞİNE EMANET EDİYORUM" sözü, insanlık tarihinin en yüklü sözlerinden biridir.